Şirin Kırşehir

Ahi Evran

Ahi Evran ve Ahiliğin Tanıtıma İhtiyacı Var

Anadolunun Ortasındaki Deniz

Kırşehir Hirfanlı Barajı Keşfedilmeyi Bekliyor

Her Mevsim Güzel

Kırşehir Kış Resimleri

kimdir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kimdir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23.11.10

Kaman Kalehöyük Arkeoloji Müzesi ve Japon Bahçesi

kaman kalehoyuk arkeoloji muzesi genle gorunum
Kaman Kalehöyük Arkeoloji Müzesi Genel Görünüm
Kaman-Kalehöyük Arkeoloji Müzesi. Japon Hükümeti’nin karşılıksız kültürel hibe programıyla inşa edilen ve ‘En İyi Yeşil Müze’ ödülüne layık görülen Kaman-Kalehöyük Arkeoloji Müzesi, Türk-Japon dostluk ve işbirliğinin sembolü olarak kabul edilen arkeoloji müzesini, Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay ve Japon Prensi Takahito Mikasa açmıştır. 1500 m2 kapalı alana sahip müze; 830 m² açık ve 470 m² kapalı sergi salonları, kütüphane, sinevizyon köşesi, kafe, eserlerin inceleme- araştırma- fotoğraflama ve restorasyonuna imkân tanıyan laboratuar, eser depoları, idare odaları ve teknik (ısıtma iklimlendirme) bölümlerinden oluşmaktadır. Japon tasarımcı Hirufumi Nagakane’nin de katkılarıyla 5000 yıllık tarihi geçmişe ışık tutan ve Dr. Sachiro Omura Başkanlığında yürütülen Kalehöyük kazı çalışmalarından elde edilen bulgu ve bilgiler ışığında tamamlanarak faaliyete geçirilmiştir Kalehöyük, Kırşehir ili Kaman ilçesinin 3 km. doğusunda Kaman Kırşehir karayolunun hemen kenarında yer almaktadır. Höyük 280 m çapında 16 yüksekliğinde tipik bir Anadolu höyüğüdür. Höyükte dört yapı katı tespit edilmiştir. Kaman Kalehöyük kazılarını, Japonya Ortadoğu Kültür Merkezi Başkanı ve Kaman Kalehöyük Kazı Heyeti Şeref Başkanı Prens Takahito Mikasa 31 Mayıs 1986 günü başlatmıştır. Dr. Sachihiro Omura başkanlığındaki kazı halen devam etmektedir. Burada yapılan kazılar Kırşehir’in en erken yerleşim tarihine ışık tutmaktadır. En erken yerleşim, erken Bronz çağına tarihlendirilmektir.

Kaman Arkeoloji Müzesi Tarihi Eserler
Höyükte yapılan kazı çalışmalarında, İlk Tunç çağından başlayan ve Osmanlı dönemine kadar devam eden bir iskanın varlığı saptanmıştır. Bu saptama bize; burada yaşayan kültürlerin çevre ile etkileşimini, ilişkilerini ve sanat anlayışını vermektedir.

Kalehöyükte bu güne kadar saptanmış kültür katmanları şu şekilde özetlenebilir:
1.Kat: Osmanlı Dönemi (15-17 Yüzyıl)
2.Kat: Demir Çağı (M.Ö.12-4 Yüzyıl)
3.Kat: Orta ve Geç Bronz Çağı: (M.Ö. 20-12 Yüzyıl)
4.Kat: Erken Bronz Çağı: (M.Ö.23-20 Yüzyıl)

Kalehöyük’te M.Ö. II. binde gerçekleşen Asur Ticaret Kolonileri Çağı, Kaman Kalehöyük buluntularında kendini göstermektedir. Aynı zamanda eski ve geç Hitit, eski ve geç Frig evrelerine ait iskan da mevcuttur. Yapılan kazılarda ortaya çıkarılan sur duvarları, büyük taş bloklarının arasına moloz dolgu ile doldurularak yapılmış, üzerleri kerpiç ile inşa edilmiş yapılardır. Yine yapılarda ve yollarda moloz taş ve kerpiç kullanılmıştır. Kısmen tahrip olan Asur Ticaret Kolonileri dönemine ait tabakalar üzerinde araştırmalar devam etmektedir. Zaman içinde oluşan depremler ve meydana gelen yangınlar bazı katmanlara ulaşımı engellemiştir. Demir çağına ait taş döşemeli bir yol, o döneme ışık tutmaktadır. Erken dönemde çok odalı mimariler dikkat çekerken, geç dönemde tek odalı ve bodrumlu yapılar dikkat çekmektedir. Ayrıca, bu bölgede çok sayıda kabın bir arada bulunması dikkat çekicidir. Özellikle, Demir Çağı’na ait siyah renkte bir vazonun burada üretilmediği ve ticari amaçla buraya getirtildiği anlaşılmış, bu da ticaretin o zamandan beri varolduğunun bir kanıtı olarak karşımıza çıkmıştır.

Kaman Kalehöyük Arkeoloji Müzesi - Kırşehir
Höyüğün kuzey güney doğrultusunda uzanması sonucu, kuzey kısımlarda genelde küçük yapıların ve sur duvarlarının olduğu, güney kısımda ise daha büyük ve merkezi yapıların bulunduğu görülmektedir. Höyükte ortaya çıkarılan 3 katlı yapılar ve büyük taş depolar en zengin dönemlerin Asur Ticaret Kolonileri çağında ve eski Hitit de olduğunu göstermiştir. Her dönemde kullanılan çukurların ve tahıl depolamak için açılan çukurların, mimariyi olumsuz yönde etkilediği ve tahribata yol açtığı anlaşılmıştır. Kazı çalışmaları kuzey ve güney doğrultuda statigrafiyi tespit etmekle başlamış ve höyüğün topografik haritası çıkarılmıştır. Sonrasında Eski Hitit Çağı’na tarihlenen bir yapı açığa çıkarılmış ve bu yapının muazzam boyutlarda olması nedeniyle resmi amaçla yani idari merkez olarak kullanıldığı düşünülmüştür. Kazılar esnasında ortaya çıkarılan 5 adet yuvarlak yapının şehrin ihtiyacını karşılamaya yönelik büyük erzak depoları olduğu, ayrıca direk çukurlarının bulunduğu, bunların üzerinin çatıyla kaplandığı bilinmektedir. Kaman Kalehöyük’ten ele geçen buluntular günlük yaşam ile ilgili ipuçları vermektedir.
-Dokumacılıkta kullanılan, taş ve pişmiş topraktan yapılan ağırşak (ağırlık),
-Çeşitli amaçlarla kullanılan bronz deliciler,
-Farklı biçimlerde üretilmiş bronz, altın, gümüş takılar, iğne başları, kolye ve boncuk taneleri,
-Aşık kemikleri, kurşun figurin ve ok uçları,
-Bile taşı ve yüzükler,
-İnsan ve hayvan kemikleri,
-Hitit imparatorluk devrine ait mühür,
-Osmanlı çağına ait bronz bir plaka ortaya çıkarılmış,
-Ayrıca monocrome ve bezeli seramik parçaları bulunmuş ve bunları üreten seramik ocakları açığa çıkartılmıştır.
Yine kuzey ve güney cephelerde yapılan kazı çalışmalarında çok sayıda eski Tunç ve Demir çağına ait, hayvan kemikleri, pithoslar (büyük küp), çömlekler, testiler, işlenmiş kemik levhalar, diş taş kemik ve karbon örnekleri çıkarılmıştır. Bezemeli (çift renkli) yahut monocrome (tek renkli) seramikler, dinsel inanış hakkında bilgi verebilecek koroplastik (pişmiş toprak) eserler, dokumacılık ve savaşta kullanılan aletler Kırşehir Müzesi’nde sergilenmektedir. Kazı sezonu boyunca bulunan eselerin bakım ve temizliği konservatörler tarafından labaratuarlarda yapılmaktadır. Tümleme çalışmaları, tümlenen eserlerin çizimlerinin yapılması, fotoğraflarının çekilmesi ve tüm kazı alanının temizlenerek statigrafisi planı ve profili çıkarılmaktadır. Envanter de çıkarıldıktan sonra, kazı sezonu bitiminde, kazı alanının üzeri çatı ile kapatılmaktadır. Depoya kaldırılan eserler daha sonra sergilenmek üzere Kırşehir Müzesi’ne gönderilmektedir. Kalehöyükte yapılan kazı; gerek kültür varlıklarımızın tanıtılması, bilimsel olarak değerlendirilmesi, koruma altına alınması, gerekse sergileme açısından disiplinli bir program dahilinde sürdürülmektedir. Bulunduğu Kaman ilçesinin ve Çağırkan kasabasının sosyo –ekonomik yapısına olan etkisi ve bölge insanının da buna katılması takdirle karşılanacak bir gelişmedir. Kamanda bir caddeye Japon Prensi’nin adının verilmesi ve bölge halkının kazı ekibini benimsemesi ile uzun yıllar süren kazı çalışmaları, ayrıca orada kazı yapan işçilerin bilgi birikimi ve işlerine duyduğu saygı ile profesyonellikleri dikkat çekicidir. Profesyonelce yapılmış olan kazı çalışmaları ile arkeoloji enstitüsü, müze, depo ve kazı evi, Anadolu’da arkeolojik kazı yapan diğer tüm gruplar için bir model oluşturacaktır.

JAPON ANADOLU ARKEOLOJİ ENSTİTÜSÜ

japon anadolu arkeoloji enstitusu kaman kalehoyuk
Kırşehir Kaman Kalehöyük Arkeoloji Müzesi
30 Eylül 2005 tarihinde Kaman’da imzalanan Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Japonya Hükümeti arasında Kaman Kalehöyük Arkeoloji Müzesi’nin hibe yoluyla yapımına ilişkin nota ve görüşme tutanakları 25/05/2006 tarih ve 5509 sayılı kanunla kabul edilmiş, 03/06/2006 tarih ve 26187 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır. Enstitü, Kaman İlçesi, Çağırkan Beldesinde, Kalehöyük kazı evinin yanında bulunmaktadır. Enstitü’de; Araştırma Bölümü, Depo Bölümü ve Lojman bölümü olmak üzere 3 bölüm vardır.

Araştırma Bölümü; kazıyla ilgili çalışmalar ve diğer araştırmalar için çeşitli labaratuarlar, çalışma odaları, kütüphane, konferans salonu ve fotoğrafhaneyi içermektedir. Bu enstitünün çalışma amacı; arkeolojik kazı ve yüzey araştırmalarını yürütmek, kazı ve araştırmalardan elde edilen bilgileri ve eserleri incelemek ve yayınlanmasını sağlamaktır. Ayrıca bölge halkına; eski Anadolu tarihi hakkında bilgi aktararak, tarihi miraslarına sahip çıkmalarını sağlamak da Enstitünün en önemli amaçlarından biridir.

JAPON BAHÇESİ (MİKASANOMİYA ANI BAHÇESİ)

Kırşehir Kaman - Japon Bahçesi
Kaman İlçesi, Çağırkan Beldesi, Kalehöyük kazı evinin yanında bulunmaktadır. Japonya Ortadoğu Kültür Merkezi tarafından 1993 yılında, Altes Prensi Takahito Mikasa’nın Kalehöyük kazılarını başlatması anısına ve bölge halkına rekreasyon alanı yaratmak amacıyla yapılmıştır. Japon bahçesi, Japonya sınırları dışında bulunan en büyük botanik bahçedir ve her yıl giderek daha çok ziyaretçi çekmektedir.

21.11.10

Ahi Evran Kimdir

Ahi Evran, bugün İran sınırlarında yer alan, devrinin önemli kültür merkezlerinden Hoy kasabasında doğmuştur. Ahi Evran’ın doğum tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Ancak birçok kaynakta yer alan 93 yıl ömür sürdüğü bilgisinden hareketle, Hicrî 659’da (1261) öldüğü göz önünde bulundurulduğunda Ahi Evran’ın hicrî 566 (1171) yılında doğduğu anlaşılmaktadır. Anadolu’da Ahilik teşkilâtının kurucusu ve 32 esnaf zümresinin pîri kabul edilen Ahi Evran’ın asıl adı Mahmud’dur. Babasının adı ve doğum yerine nispeten Mahmud bin Ahmed el-Hoyî (Hoylu Ahmet’in oğlu Mahmut) denmiştir. Künyesi Ebu’l-Hakâyık (hakikatlerin babası), lakabı Nasîrüddîn’dir (dinin yardımcısı). Ahi şecerenâmelerinde ise Nimetullah (Allah’ın nimeti) olarak anılmaktadır. Evran (evren), Türkçe bir kelime olup “yılan, ejderha” anlamlarına gelmektedir. Ahi Evran’ın çocukluğu ve ilk tahsil devresi, memleketi olan Azerbaycan’da geçmiş, gençliğinde Horasan ve Maveraünnehir’e giderek o yörede büyük üstatlardan ders aldı. Herat’ta zamanın en büyük âlimlerinden olan Fahruddîn-i Râzî’nin derslerine devam ederek ondan aklî (fen) ve naklî (din) ilimleri öğrendi. Bir hac yolculuğu esnasında Râzî’nin talebelerinden ve evliyâdan Şeyh Evhadüddîn Hamid Kirmânî ile tanıştırılan Ahi Evran, daha sonra onun talebeleri arasına katılmış ve bağlılığını Evhadüddîn’in vefatına kadar sürdürmüştür. Ahi Evran, Bağdat’ta iken fütüvvet teşkilâtının ileri gelen şeyhleriyle münasebette bulunduğu gibi, başta Evhadüddîn Kirmânî olmak üzere birçok üstattan yararlanmıştır. Bağdat’ın o yıllarda İslâm dünyasının en büyük ilim, sanat ve irfan merkezi oluşu, Ahi Evran’ın çok yönlü bir ilim ve fikir adamı olmasında etkili olmuştur. Tefsir, hadis, kelâm, fıkıh ve tasavvuf gibi dinî ilimler yanında felsefe ve tıp sahasında da sivrilmiş ve bu konularda eserler vermiştir. Muhyiddîn İbni Arabî ve hocası Evhadüddîn Kirmânî’yle birlikte 602 (1205) yılında Anadolu’ya gelen Ahi Evran, Evhadüddîn’le birlikte çeşitli Anadolu şehirlerini dolaştı. Vaazlarında bir yandan esnafa dünya ve ahiret işlerini düzenli hâle getirmeleri için nasihatlerde bulunurken öte yandan yaklaşan Moğol tehlikesine karşı Anadolu halkının kuvvetlenip teşkilâtlanması için çalışmıştır.
Ahi Evran Heykeli
Ahi Evran Anadolu’ya geldikten kısa bir müddet sonra Kayseri’ye yerleşerek burada bir debbağ (deri işleme) atölyesi kurdu. Debbağlık yaparak (deri tabaklayarak) geçimini temin eden Ahi Evran, bilhassa sanat sahibi kimseler arasında çok sevilmiştir. Bugünkü manada esnaf teşkilâtı diyebileceğimiz Ahilik müessesesini kurarak birçok şehir ve kasabada teşkilâtlanmasını sağlamıştır. Ahi Evran-ı Velî, tarih boyunca debbağların pîri ve 32 çeşit esnaf ve sanatkâr zümresinin lideri olarak kabul edilmiştir. Ahi Evran, 625 (1227-28) yılından sonra muhtemelen Sultan I. Alâaddîn Keykubad’ın (saltanatı 618-634 / 1221 -1237) isteği ile Konya’ya yerleşti. Burada hem sanatını icra ediyor, hem de müderrislik yapıyordu. Konya’da bulunduğu müddetçe gayet müreffeh ve itibarlı bir hayat süren Ahi Evran, Sultan I. Alâaddîn Keykubad’dan devamlı destek ve himaye görmüş ve bu arada yazdığı bazı eserleri sultana sunmuştur. Anadolu Selçuklu Devleti’ne karşı meydana gelen bir hadise bahanesiyle, nüfuzundan rahatsız olan bazı kimselerin şikâyeti üzerine Ahi Evran tutuklanıp hapsedildi. Ahi Evran ile birlikte pek çok Ahi ileri geleni beş yıl süreyle Konya’da tutuklu kalmışlardır. 1243 yılında Anadolu’ya saldıran Moğollar’ın Kayseri şehrini kuşatmalarına direnen Ahiler, kale muhafızlarıyla birlikte şehri on beş gün savundular. Moğolların tam vazgeçecekleri sıra bir Ermeni dönmesi olan Kayseri iğdişbaşısının Moğol Komutanı Baycu Noyan’la gizlice anlaşması sonucunda Moğollar kente girerek Ahileri kılıçtan geçirdiler. Bu sırada Konya’da tutuklu bulunan Ahi Evran bu katliamdan kurtuldu. II. Gıyaseddîn Keyhüsrev’in ölümünden (642 / 1245) sonra saltanat naibliğine getirilen Celâleddîn Karatay, tutuklu Ahi ve Türkmenleri serbest bıraktı. Ahi Evran, Denizli’ye giderek orada bir yıl kadar kaldı. Selçuklu tahtına geçen Sultan II. İzzeddîn Keykâvus’un çağrısı üzerine Konya’ya dönerek muhtelif medreselerde ders vermeye başladı. Ahi Evran’ın Konya’ya dönüşünden bir müddet sonra Mevlânâ’nın hocası Şems-i Tebrizî’nin, bir suikast sonucunda öldürülmesi (645 / 1247) üzerine kimi çevreler, bu olayda Mevlânâ’nın oğlu Alâaddîn Çelebi’nin de parmağı olduğu iddiasını yaymışlardı. Bu şartlar altında Konya’da kalamayan Alâaddîn Çelebi Kırşehir’e nakletmiştir ki, Ahi Evran’ın da aynı zamanda Kırşehir’e yerleşmiş olması kuvvetle muhtemeldir. Ahi Evran ömrünün son on beş yılını Kırşehir’de geçirdi. Türkmenler ve Ahiler, IV. Kılıç Arslan’ın (saltanatı 1257-1266) yönetimi ele geçirmesinden sonra Moğolların baskısıyla yaptığı atamalar sebebiyle, sultana ve Moğollara karşı direnişe geçmişlerdi. En güçlü direnmenin vuku bulduğu Kırşehir’de, IV. Kılıçarslan ve Moğol ilhanı, Kırşehir Emiri Nureddîn Caca’yı bu isyanı bastırmakla görevlendirdi. İsyan, Nureddîn Caca yönetimindeki Moğol kuvvetlerince çok kanlı bir biçimde bastırıldı. Moğollar tarafından yapılan katliamda öldürülenlerin arasında Ahi Evran ve Mevlânâ’nın oğlu Alâaddîn Çelebi’nin de bulunduğu anlaşılmaktadır. Ahi Evran’ın ölümü veya öldürülüşü konusu yakın zamana kadar üzeri sisli bir konuydu. Ancak son yıllarda ortaya çıkartılan kimi belge ve bilgiler Ahi Evran’ın şehiden katledildiği ihtimalini oldukça güçlendirmektedir. Ahi Evran-ı Velî, Kırşehir’de Ahi Evran Mahallesi’ndeki Ahi Evran Câmii bitişiğindeki bütün gün ziyarete açık olan türbesinde medfundur.

AHİ EVRAN’IN ESERLERİ
Ahi Evran’ın hayatı ve eserleri üzerinde uzun yıllardan beri çalışmakta olan Prof. Dr. Mikâil Bayram’ın çalışmaları neticesinde Ahi Evran’ın bilinen yirmi kadar eserinin el yazması nüshalar hâlinde günümüze kadar geldiği anlaşılmaktadır. Bazı eserleri ise isim olarak bilinmekle birlikte günümüze ulaşamamıştır. Ahi Evran’ın çoğu Farsça ve bir kısmı Arapça olan eserlerinden tespit edilebilenler şunlardır: Menâhic-i Seyfî, Metâli’ü’l-Îmân, Tabsıra, Letâif-i Gıyâsiyye, Letâif-i Hikmet, Âgâz u Encâm, Mürşidü’l Kifâye, Yezdân-şinâht, Müsâri’ü’l-Müsâri, Medh-i Fakr u Zemm-i Dünyâ, Tercüme-i Elvâhu’l-İmâdiyye, Tercüme-i Nefsü’n-Nâtıka, Tercüme-i Kitâbü’l Hamsin fi Usûli’d-dîn, Tercüme-i Teveccühü’l-Etemm Nahve’l-Hakk, Tercüme-i Miftâhü’l-Gayb, Tuhfetü’ş-Şekûr, Ulûm-ı Hakîkî, İlmü’t-Teşrîh.

AHİ KELİMESİNİN KÖKENİ VE ANLAMI
“Ahi” kelimesinin kaynağı hakkında iki farklı görüş vardır: Bunlardan biri, kelimenin Arapça “kardeşim” demek olan “ahî” kelimesinden, ikincisi ise, Dîvânu Lugâti’t-Türk ve Atabetü’l-Hakâyık gibi kaynaklarda geçen ve “eli açık, cömert” anlamlarına gelen Türkçe “akı” kelimesinden geldiği görüşüdür. Ahi kelimesinin Türkçe kökenli olduğunu ileri sürenlere göre, “akı” kelimesi Türkçede çok görülen bir ses olayı olan (k > h) değişimiyle “ahı” şekline dönüşmüş ve nihayet “ahi” olmuştur. Dilimizin kuralları içinde bu ses olayının birçok örneği vardır. Bir kavram olarak ise Ahilik, İslâm dünyasında Abbasi halifesi Nâsır Li-dînillâh tarafından kurumlaştırılan “fütüvvet” kurumunun, Anadolu’da 13. yüzyıldan itibaren millî ve yerli unsurlarla donanmış bir şeklidir. Ahilik, Türk esnafının hayat anlayışına ve dünya görüşüne uygun olması sebebiyle daha çok esnaf arasında gelişmiş olmakla birlikte esnaf dışından da çeşitli meslek erbabını bünyesinde barındıran, Ahi Evran-ı Velî önderliğinde Anadolu’da, Anadolu dışında Balkanlar, Orta Doğu ve Kafkaslar’a kadar yayılan sivil bir yapılanmanın adıdır. Daha geniş bir açıdan bakacak olursak Ahilik; temel kaynakları olan “fütüvvetnâmeler”de yer alan insanî erdem ve prensipleri benimsemek ve savunmak esasına dayalı, bireylerin kişilik ve ahlâk bakımından da donanımlarını amaçlayan bir “insanlık kurumu”dur.

AHİLİĞİN ANADOLU’DA KURULUŞ VE YAYILIŞI
Ahiler, Selçuklu ve Beylikler döneminde ve özellikle Moğol istilası devirlerinde, sosyal misyonlarının yanı sıra Anadolu’da çok önemli siyasî ve askerî görevler yüklenmişlerdir. Osmanlı devletinin kuruluşu esnasında da Ahilerin önemli bir rol oynadığı vesikalarla sabittir. Osman Gazi’den sonra tahta geçen Orhan Gazi ve I. Murad Hüdavendigâr’ın da Ahi teşkilâtına mensup oldukları ve çevresinde birçok Ahinin bulunduğu bilinmektedir. Hatta I. Murad’ın, Ahilerin elinden şed kuşanıp bu teşkilâta dahil olduğu ve Seydi Sultan’ın kızıyla evlendiği, Ahi Musa’ya kendi eliyle kuşak kuşattığı bildirilmektedir. Osmanlının kuruluş devrinde önemli siyasî etkinlikleri olan Ahilerin bu etkileri kuruluştan sonra da devam etmiştir. Meselâ, Osman Gazi ölünce oğlu Orhan, Alâaddin ile Ahi Hasan ve diğer Ahi ileri gelenleri toplanmışlardı. Orhan Gazi ölünce onun yerine, Ahilerin kararıyla, I. Murad’ın geçmesi de Ahilerin Osmanlı devletinin özellikle ilk dönemlerinde ne denli etkin olduklarını açık işaretleridir.


TRT' de yayınlanan Ahi Evran Belgeselini izlemek için lütfen tıklayın...
AHİ EVRAN BELGESELİ

Haftalık En Çok Okunanlar