Şirin Kırşehir

Ahi Evran

Ahi Evran ve Ahiliğin Tanıtıma İhtiyacı Var

Anadolunun Ortasındaki Deniz

Kırşehir Hirfanlı Barajı Keşfedilmeyi Bekliyor

Her Mevsim Güzel

Kırşehir Kış Resimleri

kırşehir tarihi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kırşehir tarihi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3.10.13

Kırşehir 5 Milyon Yıl Önce Afrika Kıtası Gibiymiş

5 Milyon Yıllık Fosiller
Kırşehir Hirfanlı Baraj Gölü kıyısındaki yüzey araştırmasında 5 milyon yıl öncesine ait zürafa, gergedan ve fil kemikleri bulundu. Ahi Evran Üniversitesi (AEÜ) Kırşehir Yüzey Araştırmaları Grubu Başkanı Yrd. Doç. Dr. Ahmet Cem Erkman başkanlığındaki; Yüzey Araştırmalar Grubunun Hirfanlı Baraj Gölü kıyısındaki yaptığı araştırmalar, Anadolu’da milyonlarca yıl önce yaşayan hayvanların çeşitliliğini ortaya çıkartıyor. Bu çalışmalar sonucunda Kırşehir'de 5 milyon yıl öncesine ait olduğu belirlenen zürafa, gergedan ve fil kemikleri bulundu.

Erkman, yaptığı açıklamada Anadolu'nun en önemli antropoloji havzalarından birinin Çankırı-Çorum civarı olduğunu belirterek, yaklaşık 3 yıl önce bu havzanın güneyinde yer alan Kırşehir bölgesinde yüzey araştırmalarına başladıklarını söyledi. Elde edilen bulgular Kırşehir’de, 5 milyon önce iklimin çok farklı olduğunu ortaya koyduğunu söyleyen Yrd. Doç. Dr Ahmet Can Erkman, ''Biz buradan oldukça değerli, birbirinden ilginç fosilleri tespit ettik. Fosillerin yaşı konusunda ODTÜ ile beraber çalışıyoruz. Ama tarihlendirmesinin 5 milyon yıl civarında olduğunu düşünüyoruz.'' dedi. Bu anlamda Kırşehir'de özellikle Hirfanlı Baraj Gölü ve Yozgat sınırındaki Yiğitler bölgesinde çok büyük bir potansiyel bulunduğuna işaret eden Erkman, şöyle konuştu: "Bizim yeni tespit ettiğimiz iki bölge var. Bunlardan biri Hirfanlı Barajı bölgesi ve Yiğitler bölgesi. İkisi de çok potansiyeli olan yerler. Hirfanlı Barajı'nın kuzeyinden çok sayıda fosil çıktı. 3 yıllık çalışmamızda fil, zürafa, gergedan, domuz, sırtlan kemikleri bulduk. En son çalışmalarımızda gergedan kafatası, fil ve zürafa çene yapısı, bobit, at, domuz ve sırtlan kemikleri bulduk."

5 milyon yıllık zürafa, fil ve gergedan kemikleri
Ortadoğu Teknik Üniversitesi ile koordineli şekilde çalıştıklarını dile getiren Erkman, birlikte yaptıkları çalışmada buldukları kafatası ve kemiklerin yaklaşık 5 milyon yıl öncesine ait olduğunu tespit ettiklerini vurguladı.
Gergedan
Erkman, Hirfanlı Baraj Gölü'ndeki suyun yükselip alçalmasının bölgedeki çamur taşı ve çökerleri aşındırdığı için milyon yıl öncesine ait kemiklerin karaya çıktığını anlatarak, bundan sonra da çok daha değişik buluntulara rastlayabileceklerine inandığını söyledi. Yüzey Araştırma Grubunda yer alan Doç. Dr. Şakir Önder Özkurt ise buluntuların geçmişle gelecek arasında önemli bir bağ oluşturcağını belirterek, Biz buralardan neler buluyoruz? Mesela Hirfanlı lokalitesinde zürafa, fil, gergedan buluyorsak, burası tam bir Serengeti diyebiliriz. Yani Kırşehir bundan yaklaşık 5 milyon yıl önce Serengeti parkı gibi bir yermiş. Bugün kurak gibi gözüküyor. Bu kuraklığa nasıl geldik bunu bulabiliriz dedi. Bulunan fosillerin ise eşi benzerinin olmadığı ifade eden Özkurt, Bu görüntüde olduğu gibi bunlar fosiller. Bunların hepsi tektir. Yani dünyada eşi benzeri yok. Çünkü fosilleşme süreci çok zorlu bir süreçtir. Ölen hayvan hemen fosilleşmiyor. Bundan dolayı çok değerli bilgi kaynakları olduğunu belirtti.

Kırşehir geçmişte Afrika kıtası gibiymiş
Kültür ve Turizm Bakanlığı, Ahi Evran Üniversitesi Rektörlüğü ve Türk Tarih Kurumu'nun destekleriyle yüzey araştırmalarına devam ettiklerini kaydeden Erkman, bunun yeterli olmadığını, kazı çalışması başlatılarak daha ayrıntılı sonuçlara ulaşılması gerektiğini vurguladı. Erkman, bu fosillere bakarak, Kırşehir'in doğa tarihini ortaya koymak istiyoruz. Gördüğümüz ve incelediğimiz fosiller itibariyle burası geçmişte sanki bir Afrika kıtası gibi. İklimi bugünkü gibi değil. Gergedanların, fillerin, atların gezdiği, sulak bir alan olduğu, bugünkü bozkırdan çok farklı bir ekolojik ortama sahip olduğu anlaşılıyor dedi.

26.9.13

Kırşehir'de Konaklar Sosyal Yaşama Renk Katıyor

MAHALLE KONAĞI KÜLTÜRÜ YENİDEN CANLANIYOR

Kırşehir Konak
Kırşehir Belediyesi tarafından yapılan Kervansaray Mahallesi Konağı Kurs Merkezi ve Bahçelievler Mahalle Konağı Kurs Merkezlerinde mahallelerde ikamet eden vatandaşlarımıza kişisel gelişim, el sanatları, müzik eğitimleri ve aile eğitimleri konularında kurslar düzenlenecek

Çok amaçlı olarak düşünülen konakların zemin katında; teorik derslik, mum ve parfüm yapımı atölyesi, saç ve cilt bakımı kursları için atölye, 1. Katında mahalle halkının randevu ile kullanabileceği ve el sanatları derslerinin de yapılabileceği sedirli salon, aşçılık atölyesi ve ebru dersliği, 2. Katında müzik ve dikiş makinalı el sanatları derslikleri mevcut.



18.11.12

Hititler Devrinde Kırşehir

Hitit Güneşi
Hititler Devrinde Kırşehir
Milattan önce 2000'in başlarında Orta Anadolu'ya yerleşen Hititler, sayıca az olmalarına rağmen, uygarlıkları ve silah üstünlükleri sayesinde buraları kolayca ele geçirdiler. Mezopotamya'da olduğu gibi ilk önce birbirleriyle çarpışan küçük şehir devletleri kurdular. Daha çok Kızılırmak kıvrımı içinde yerleşen Hititler, Proto Hititlerle karışıp kaynaştılar. Hititler geldikleri zaman Anadolu'da yirmiyi aşkın dil konuşuluyordu. Bunların arasında beş-altısını ulusal dil seçtiler. Kızılırmak dolaylarında Kasit, Harri, Lavit ve Mitaniler, kuzeyde saldırgan Gaskalar ve Kıssuvadana'lar, güneyde ise Arzava'lar vardı. Hitit sözüne İncil'de bir kaç kez rastlanır, Hazreti İbrahim'in karısı Sarra'nın Hititlerden olduğu söylenir. Kırşehir'in tarihi Hitit tarihi ile bütünleşir, 1931 yılında Fransız arkeolog Lovi Delaporte tarafından Hashöyükte yapılan ve tamamlanamayan kazılarda Hititlerle ilgili eserler bulunuşu, Savcılı Dokuz Köyünün yakınındaki höyüğün üzerinde bulunan ve şuan Kaman Kalehöyük Arkeoloji Müzesinde bulunan Öküz Başı Taşı, Mucur civarında bulunan, topraktan pişirilmiş iki boğa heykeli Kırşehir'in Hititlere bağlı bir yerleşim yeri olduğunu ortaya koyuyor. Kırşehir, Kibert'in Haritasında Aqua Saravenae (Su Şehri) diye tanıtılır. Bu ismin Hititler Devrinde verildiği sanılmaktadır. Hitit egemenliği yavaş yavaş Kapodokya'ya ve Koman'a: Hitit Halkı ise Kuzey Suriye tarafında Kargamış ile sahil arasına atıldığı zaman Hititlerle birlikte Anadolu'ya yerleşen ve aynı ırktan olan Frigyalılar milattan önce 13. yüzyılda sınırlarını doğuya doğru genişleterek Kırşehir'i ele geçirirken, Magaz (Kayseri) ve Tian gibi şehirleri de ele geçirmişlerdir. Bu dönemde Kırşehir'in adının Parnasos olduğu bilinmektedir. M.Ö. 6. yüzyılda bütün Anadolu gibi Pers (İran) İmparatorluğuna katılan Kırşehir, M.Ö. 4. yüzyılda Büyük İskender tarafından Makedonya Devletine katılmıştır. Hacı Turanoğlu Şah Mehmet vakfıyesinde Kırşehri adı geçmektedir, bu ismin Abbasiler devrinde Anadolu'ya akın eden ve bu topraklara yerleşen Türk Toplulukları tarafından verildiği anlaşılmaktadır.

Bizans İmparatorluğu ve Selçuklular Devrinde Kırşehir

Selçuklu Çift Başlı Kartal Kabartması
Bizans ve Selçuklular Devrinde Kırşehir
Roma İmparatorluğu M.S. 395 yılında ikiye bölününce bütün Anadolu Doğu Roma (Bizans) İmparatorluğunun payına düşmüştür. Bu sıralarda Kırşehir (Mokissos – Makissos) önemi az bir kasaba idi. 6. yüzyılda İmparator Jüstianus, bu kasabayı yeniden kurmuştur ve şehrin önemi artmıştır. Bu sebeble şehir bir ara Justinyanapolis diye anılmıştır. 1071 yılında Malazgirt'te Büyük Selçuklu Hükümdarı Alparslan tarafından Romen Diyojen'e karşı kazanılan zaferden sonra; Kutulmuşoğlu 1.Süleyman Şah tarafından Anadolu Selçuklu Devletine katılmıştır. İç Anadolu'nun diğer bir takım bölgeleri gibi Danişmentliler'le, Konya Selçuklular arasında hakimiyet değiştirmiş, fakat daha çok Konya Selçukluların egemenliğinde kalmıştır. İkinci Kılıçarslan eski bir geleneğe uyarak ülkesini 11 oğlu arasında pay ettiği zaman burası da Muhyittin Mesut'un hissesine düşmüştür(1190). Tokat civarında hüküm süren Rugnettin Aslan, Konya'yı ele geçirmiş, ardından Muhyittin Mesut'un üzerine yürümüştür, Ankara kalesinde yaklaşık 3 yıl kuşatmadan sonra Ankara'yı almış; Muhyittin Aslan ve iki oğlunu idam ettirerek hükümdarlığına son vermiştir (1204) Böylece Kırşehir'de Rugnettin Aslan'ın hakimiyetine girmiştir, kardeş geçimsizlikleri ile elden ele geçen, önemli ticaret yolları üzerinde olması dolayısıyla kanlı savaşlara sahne olan Kırşehir Mehhucuk Oğullarından Muzafferüddin'e tımar olarak tahsis edilmiş, bilgin bir insan olan bu zât zamanında Kırşehir'de yeni eserler meydana getirmiş, burayı bir kültür şehri seviyesine çıkarmıştır. 1243 yılında Sivas'ın doğusunda Kösedağı'nda Moğol Orduları ile Selçuklular arasında başlayan savaş Keyhüsrev'in yenilgisiyle neticelendikten; Selçuk Sultanı, Moğol Kumandanı Baucu'ya her yıl vergi vermek suretiyle Moğol egemenliğine giridkten sonra Kırşehir Moğol Ordularına lojistik merkez olarak; yaylak ve kışla haline gelmiştir. Bu ordular başta Malya Ovası olmak üzere Kırşehir'de çeşitli ovalara yerleşmiş ve buralarda barınmışlardır. Kösedağ yenilgisinden(1243) sonraki dönemde, Ahlat, Erzurum, Harput, Malatya gibi Selçukluların birer uygarlık merkezi olan bu şehirler yıkılmış Sivas, Kayseri, Konya, Kırşehir, Aksaray gibi şehirler de Anadolu'nun politik ve ekonomik merkezleri olma özelliğini kaybetmişlerdir. İlham Azam'ın uyruğuna giren sultanların ve Moğolların baskıları altında yerleşik halk ağır vergilerle de ezilmiş ve bunun sonucu olarak özellikle Bizans'a sınır olan uç beyliklerine büyük bir nüfus akını başlamıştır. Moğolların Anadolu'ya atadıkları valilerin ağır zülumları, Selçuklu memurlarının idare tarzındaki olumsuzluklar halkı canından bezdirmiştir. Bu tarihlerde Kırşehir Beyi olan ve Moğollara karşı uzlaştırıcı bir siyaset güden Nurettin Caca Bey, Kırşehir'i göreceli olarak huzur ve sükuna kavuşturmuş, Cacabey Medresesi ve Külliyesini kurmuş, bilginleri korumuş onları himayesi altına almış, kurduğu Medresede uzay gözlemleri ve astronomi çalışmaları yapılmıştır. Daha sonraları çok karışık dönemler geçiren Kırşehir, Selçukluların enkazı üzerine kurulan Eratnalılar, Karamanlılar ve Dulkadiroğulları'nın eline geçmiştir. Kırşehir'in ekonomik yönden olduğu kadar düşünsel alanda da gelişmesi Anadolu Selçuklu Devleti'nin buhranlı devrine ve İlhanlılar'ın hakimiyet dönemine yani 8. asrın ikinci yarısı ile 14. asrın başlarına rastlar. Burada mevcut bir darphanede İlhanlı hükümdarlarından Mahmut Gaza, Hüdabende ve Ebu Sait Bahadır Han namına basılmış gümüş sikkeler bilinmektedir. Hamdallah Müstafi Kırşehir'i; iyi havalı, büyük kargir binalarla süslü, İlhanlı Divanına senede 57000 dinar sağlayan büyük bir şehir olarak tanımlamaktadır. Yine bu sıralarda Kırşehir Orta Çağ, Anadolu tarihinde çok önemli bir rol oynamış olan Ahiliğin merkezi olmuş, bu teşkilatın korucusu sayılan Ahi Evran buraya yerleşmiş, diğer taraftan Babaliğin kurucusu İlyas Baba buraya gelmiş, onun torunu tanınmış Mutasavvuf Şair Aşık Paşa burada yaşamış ve burada vefat etmiştir. Mevlana Celalettin Rumi'nin tilmizlerinden Süleyman Türkmani ve Mehmet Aksarayı Kırşehir'e gelerek mevlevi tekkelerini kurmuştur. Ahilik Anadolu'ya Türklerin göç etmeye başlaması üzerine, esnaf, zanaatçı ve çiftçilerin hemen hemen bütün üretim kollarını içine alan sosyal ve ekonomik bir örgüttür.Ahiler 7. yüzyılda Anadolu'da sendikacılık ve tüketici haklarını dünyada ilk olarak başlatmışlardır. Bunlar müslüman nüfusun yaşadığı her yerde bir araya gelerek ahilik kurumlarını oluşturmuşlardır. Bu kurumların başındaki insanlara ''Ahi Şeyhi'' veya ''Ahi Baba'' denilirdi. Ahilerde bir çırak ya da yamak usta olacağı zaman iki Ahi Ustası çırağı ya da yamağı Ahi Şeyhi'ne tanıtırlar, çırağın artık çıraklıktan çıktığını artık usta olabileceğine tanıklık ederler. Ustalığını gösteren, işinin örneklerini meydanda sergilenirdi. Bu arada tören düzenlenir; ustalığa geçen çırağa, bir çeşit önlük takılırdı, bu törene ''şed kuşanma'' ya da ''şed çekme'' denilirdi. Osmanlı Sultanları, sultan oldukları zaman imparatorluğun ilk zamanlarında şed kuşanırdı; sonraları bu tören kılıç kuşanmaları şekline dönüşmüştür. Sultanların şed kuşanma töreninin kökeni Şeyh Edebali'ye dayanır. Osman Bey, Şeyh Edebali'nin kızını istemişti. Edebali'de kızını Osman Bey'e Ahi olması şartıyla vermişti, böylece Osman Bey'de şed kuşanmıştır ve Ahiler arasına katılmıştır. Zamanla ahiliğin etkisini yitirmesiyle, ''lonca'' şeklindeki işçi örgütlerine dönüşmüştür. Bütün nüfusu böylesine kapsayan bu teşkilatın hem dinsel hem de ekonomik bir özelliği vardır. Özellikle Selçuklular döneminde ve 14, 15 ve 16. yüzyılda Ahi diye adlandırılan 17. yüzyıldan sonrada ekonomik yanları ağır basan Lonca'lar da sıkı bir disiplin hakimdir. Her örgüt ayrıca, kendi içinde görev bölümü yapmaktadır, Ahi Şeyhi, ihtiyarlar heyeti, kethüda ve yiğitbaşları bulunmaktadır. Bütün çalışan zümrelerin böylesine disiplinli şekilde örgütlenmiş olması, hem üretim düzenini sağlamakta hem de devletin örgütler aracılığı ile ekonomiyi denetlemesini mümkün kılmaktadır. Bütün bunlar Kırşehir'in o sırada ne kadar zengin bir kültür merkezi olduğunun göstergesidir. İlhanlılar'ın çöküntüsü ile başlayan karışık devrede Kırşehir'in genel yapı ve şehrin durumunu tahmin ve takip etmek güçtür. Bununla beraber şehrin daha bir süre gelişmeye devam ettiği ve hiç değilse Anadolu içinde sürüp giden kargaşadan belirli bir süre etkilenmediği söylenebilir. 

Osmanlı Devleti Zamanında Kırşehir

Osmanlı Arması
Osmanlılar Döneminde Kırşehir
Osmanlıların daha Orhan Gazi zamanında 14. yüzyıl ortalarında Ankara'yı aldıktan sonra Kırşehir'e yönelmiş fakat Rumeli'deki uğraşları nedeniyle tam anlamıyla Kırşehir'i hakimiyetleri altına alamamışlardır; 1398 yılında Kırşehir buranın Karatatar Reisi Mürvet Bey tarafından ele geçilirek Osmanlıların Anadolu'daki rakibi olan Kadı Burhanettin'e teslim edilmiştir. Ancak Kadı Burhanettin, Akkoyunluların lideri Kara Yörük Osman tarafından öldürülünce, Kadı'nın maiyetindekiler Beyazıt'ı davet ederek şehri Osmanlılar'a teslim etmiştir. Osmanlı hakimiyeti de uzun sürmeyecektir; Timur Kırşehir'i 1402 yılında ele geçirilecektir. Ankara Savaşı'ndan sonra Timur Kırşehir'i, kendisine yardımda bulunan Karamanlılara vermiştir. 1406 senesinde Karamanoğlu Mehmet Bey ve Çelebi Mehmet ile Kırşehir'de Cemele Kalesinde buluşarak kardeşi Çelebi Süleyman meselesini ve arazi işlerini görüşmüşlerdir. Osmanlı Devleti'nin bu zayıf zamanında Kırşehir'in zaman zaman Karamanlılar ve Dulkadiroğulları tarafından saldırıya yağma edildiği, eski parlaklığını, bu suretle derece derece kaybettiği anlaşılıyor. İstanbul'un alınmasından sonra Fatih Sultan Mehmet Han Karamanoğulları'nı ortadan kaldırmıştır, Dulkadiroğulları Beyliğine ise Yavuz Sultan Selim son vermiştir. Osmanlı Hakimiyeti kesin olarak kurulduktan sonra Kırşehir'de sukünet hakim olmuş ve kayda değer bir olay yaşanmamıştır.
Katip Çelebi Kırşehir'den havası güzel bir şehir olarak bahseder ve Kırşehir'in üzerinde bir kalesi olduğunu belirtir.

2. Mahmut Döneminde, Mısır Valisi Mehmet Ali Paşa'nın hükümete karşı ayaklanması sırasında oğlu İbrahim Paşanın ordusu ile birlikte Kırşehir'e uğradığı ve halktan yiyecek istediği belirtilmektedir.

Kırşehir 1874 yılında büyük bir kıtlıkla karşılaşmıştır. Kırşehir'den gönderilen ve İstanbul'da Basiret Gazetesinde 15 Mayıs 1874 yılında yayınlanan bir mektupta kıtlıktan söz edilmekte, köylünün açlıktan kırıldığı; ağaç kabuğu ve ayrık otu yediği yediği yazılmaktadır.

Kurtuluş Savaşında Kırşehir

Kurtuluş Savaşı
Milli Mücadele ve Kurtuluş Savaşı Yıllarında Kırşehir
Milli mücadeleyi, Birinci Dünya Savaşı'ndan kesin çizgilerle ayırmaya olanak yoktur. Bir bakıma, birbirinin devamı ve sonucudur. Mücadelenin askeri ve siyasi gidişinde; Dünya Savaşının bütün ağırlığı hissedilir. Gerçek anlamıyla istiklalini kaybetmiş bulunan Türk Milletinin topyekün bir kurtuluş savaşına atılmasını, Osmanlı Devleti'nin, Dünya Savaşı'na girmesi mümkün kılmıştır. Fakat aynı neden Kurtuluş Savaşı'nın maddi koşullarını ağırlaştırmıştır. Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra ülkemiz, yer yer işgal edildi, bu sebeble bütün memlekette olduğu gibi Kırşehir'de genel bir huzursuzluk vardı. Memleketimizin Kurtuluş Savaşı günlerinde milli mücadele ruhu Kırşehir'de de kendini göstermiştir, Kırşehir toprakları fiilen işgal edilemese bile, Kırşehir vatanın kurtarılması için üzerine düşen görevi fazlasıyla yapmıştır. Kırşehir'de de Müdafayı Hukuk Cemiyeti kurulmuştur. Kurucular: Başkan Müftü Halil Gürbüz, Ömer Aydın, Mehmet Ağa, Hayrullah Efendi, Hacı Nafi ve Haydar Efendi'dir. Ayrıca 1918 yılında Kırşehir'li gençlerde biraraya gelerek Kırşehir Gençler Derneğini kurmuşlardır. Kurucular: Mustafa Hilmi Nural, Tüccar Mehmet Fevzi Saçak, Öğretmen Tayyip, Orman Memuru Katırcıoğlu Ahmet Bey, Cevat Hakkı, Ömer Aydın, Veznedar Sıtkı Doğu'dur. Askerlik Şubesine vatanı kurtarmak arzusuyla binlerce Kırşehir'li gönüllü asker olmak için başvuruda bulunmuştur. Savaşın başından sonuna kadar Kırşehir halkı Kurtuluş Savaşı'na tüm güçleriyle katılmış ve milli mücadeleye büyük destek vermişlerdir. . Bu savaşta Kırşehir'den 210 şehit, Mucur'dan 75 şehit ve diğer ilçelerden 85 şehit olmak üzere toplam 370 şehit olduğu resmi kayıtlara geçmiştir.

Kırşehir Tarihi

Kaya Resimleri
Kırşehir Tarihi
Kırşehir tarih boyunca çeşitli kültür ve uygarlıkların etkisi altına girmiştir. İldeki tarihsel buluntular ve yapılar, yöre tarihinin ilk Tunç Çağı'na kadar uzandığını ortaya koymaktadır. Hititler, Frigler, Yunanlılar, Romalılar, Bizanslılar, Selçuklular ve Osmanlılar kültürel yapının biçimlendirilmesinde etkili olmuşlardır.

Hititler Devrinde Kırşehir
Milattan önce 2000'in başlarında Orta Anadolu'ya yerleşen Hititler, sayıca az olmalarına rağmen, uygarlıkları ve silah üstünlükleri sayesinde buraları kolayca ele geçirdiler. Mezopotamya'da olduğu gibi ilk önce birbirleriyle çarpışan küçük şehir devletleri kurdular. Daha çok Kızılırmak kıvrımı içinde yerleşen Hititler, Proto Hititlerle karışıp kaynaştılar. Hititler geldikleri zaman Anadolu'da yirmiyi aşkın dil konuşuluyordu. Bunların arasında beş-altısını ulusal dil seçtiler. Kızılırmak dolaylarında Kasit, Harri, Lavit ve Mitaniler, kuzeyde saldırgan Gaskalar ve Kıssuvadana'lar, güneyde ise Arzava'lar vardı. Hitit sözüne İncil'de bir kaç kez rastlanır, Hazreti İbrahim'in karısı Sarra'nın Hititlerden olduğu söylenir. Kırşehir'in tarihi Hitit tarihi ile bütünleşir, 1931 yılında Fransız arkeolog Lovi Delaporte tarafından Hashöyükte yapılan ve tamamlanamayan kazılarda Hititlerle ilgili eserler bulunuşu, Savcılı Dokuz Köyünün yakınındaki höyüğün üzerinde bulunan ve şuan Kaman Kalehöyük Arkeoloji Müzesinde bulunan Öküz Başı Taşı, Mucur civarında bulunan, topraktan pişirilmiş iki boğa heykeli Kırşehir'in Hititlere bağlı bir yerleşim yeri olduğunu ortaya koyuyor. Kırşehir, Kibert'in Haritasında Aqua Saravenae (Su Şehri) diye tanıtılır. Bu ismin Hititler Devrinde verildiği sanılmaktadır. Hitit egemenliği yavaş yavaş Kapodokya'ya ve Koman'a: Hitit Halkı ise Kuzey Suriye tarafında Kargamış ile sahil arasına atıldığı zaman Hititlerle birlikte Anadolu'ya yerleşen ve aynı ırktan olan Frigyalılar milattan önce 13. yüzyılda sınırlarını doğuya doğru genişleterek Kırşehir'i ele geçirirken, Magaz (Kayseri) ve Tian gibi şehirleri de ele geçirmişlerdir. Bu dönemde Kırşehir'in adının Parnasos olduğu bilinmektedir. M.Ö. 6. yüzyılda bütün Anadolu gibi Pers (İran) İmparatorluğuna katılan Kırşehir, M.Ö. 4. yüzyılda Büyük İskender tarafından Makedonya Devletine katılmıştır. Hacı Turanoğlu Şah Mehmet vakfıyesinde Kırşehri adı geçmektedir, bu ismin Abbasiler devrinde Anadolu'ya akın eden ve bu topraklara yerleşen Türk Toplulukları tarafından verildiği anlaşılmaktadır.

Bizans ve Selçuklular Devrinde Kırşehir
Roma İmparatorluğu M.S. 395 yılında ikiye bölününce bütün Anadolu Doğu Roma (Bizans) İmparatorluğunun payına düşmüştür. Bu sıralarda Kırşehir (Mokissos – Makissos) önemi az bir kasaba idi. 6. yüzyılda İmparator Jüstianus, bu kasabayı yeniden kurmuştur ve önemi artmıştır. Bu sebeble şehir bir ara Justinyanapolis diye anılmıştır. 1071 yılında Malazgirt'te Büyük Selçuklu Hükümdarı Alparslan tarafından Romen Diyojen karşı kazanılan zaferden sonra; Kutulmuşoğlu 1.Süleyman Şah tarafından Anadolu Selçuklu Devletine katılmıştır. İç Anadolu'nun diğer bir takım bölgeleri gibi Danişmentliler'le, Konya Selçuklular arasında hakimiyet değiştirmiş, fakat daha çok Konya Selçukluların egemenliğinde kalmıştır. İkinci Kılıçarslan eski bir geleneğe uyarak ülkesini 11 oğlu arasında pay ettiği zaman burası da Muhyittin Mesut'un hissesine düşmüştür(1190). Tokat civarında hüküm süren Rugnettin Aslan, Konya'yı ele geçirmiş, ardından Muhyittin Mesut'un üzerine yürümüştür, Ankara kalesinde yaklaşık 3 yıl kuşatmadan sonra Ankara'yı almış; Muhyittin Aslan ve iki oğlunu idam ettirerek hükümdarlığına son vermiştir (1204) Böylece Kırşehir'de Rugnettin Aslan'ın hakimiyetine girmiştir, kardeş geçimsizlikleri ile elden ele geçen, önemli ticaret yolları üzerinde olması dolayısıyla kanlı savaşlara sahne olan Kırşehir Mehhucuk Oğullarından Muzafferüddin'e tımar olarak tahsis edilmiş, bilgin bir insan olan bu zât zamanında Kırşehir'de yeni eserler meydana getirmiş, burayı bir kültür şehri seviyesine çıkarmıştır. 1243 yılında Sivas'ın doğusunda Kösedağı'nda Moğol Orduları ile Selçuklular arasında başlayan savaş Keyhüsrev'in yenilgisiyle neticelendikten; Selçuk Sultanı, Moğol Kumandanı Baucu'ya her yıl vergi vermek suretiyle Moğol egemenliğine giridkten sonra Kırşehir Moğol Ordularına lojistik merkez olarak; yaylak ve kışla haline gelmiştir. Bu ordular başta Malya Ovası olmak üzere Kırşehir'de çeşitli ovalara yerleşmiş ve buralarda barınmışlardır. Kösedağ yenilgisinden(1243) sonraki dönemde, Ahlat, Erzurum, Harput, Malatya gibi Selçukluların birer uygarlık merkezi olan bu şehirler yıkılmış Sivas, Kayseri, Konya, Kırşehir, Aksaray gibi şehirler de Anadolu'nun politik ve ekonomik merkezleri olma özelliğini kaybetmişlerdir. İlham Azam'ın uyruğuna giren sultanların ve Moğolların baskıları altında yerleşik halk ağır vergilerle de ezilmiş ve bunun sonucu olarak özellikle Bizans'a sınır olan uç beyliklerine büyük bir nüfus akını başlamıştır. Moğolların Anadolu'ya atadıkları valilerin ağır zülumları, Selçuklu memurlarının idare tarzındaki olumsuzluklar halkı canından bezdirmiştir. Bu tarihlerde Kırşehir Beyi olan ve Moğollara karşı uzlaştırıcı bir siyaset güden Nurettin Caca Bey, Kırşehir'i göreceli olarak huzur ve sükuna kavuşturmuş, Cacabey Medresesi ve Külliyesini kurmuş, bilginleri korumuş onları himayesi altına almış, kurduğu Medresede uzay gözlemleri ve astronomi çalışmaları yapılmıştır. Daha sonraları çok karışık dönemler geçiren Kırşehir, Selçukluların enkazı üzerine kurulan Eratnalılar, Karamanlılar ve Dulkadiroğulları'nın eline geçmiştir. Kırşehir'in ekonomik yönden olduğu kadar düşünsel alanda da gelişmesi Anadolu Selçuklu Devleti'nin buhranlı devrine ve İlhanlılar'ın hakimiyet dönemine yani 8. asrın ikinci yarısı ile 14. asrın başlarına rastlar. Burada mevcut bir darphanede İlhanlı hükümdarlarından Mahmut Gaza, Hüdabende ve Ebu Sait Bahadır Han namına basılmış gümüş sikkeler bilinmektedir. Hamdallah Müstafi Kırşehir'i; iyi havalı, büyük kargir binalarla süslü, İlhanlı Divanına senede 57000 dinar sağlayan büyük bir şehir olarak tanımlamaktadır. Yine bu sıralarda Kırşehir Orta Çağ, Anadolu tarihinde çok önemli bir rol oynamış olan Ahiliğin merkezi olmuş, bu teşkilatın korucusu sayılan Ahi Evran buraya yerleşmiş, diğer taraftan Babaliğin kurucusu İlyas Baba buraya gelmiş, onun torunu tanınmış Mutasavvuf Şair Aşık Paşa burada yaşamış ve burada vefat etmiştir. Mevlana Celalettin Rumi'nin tilmizlerinden Süleyman Türkmani ve Mehmet Aksarayı Kırşehir'e gelerek mevlevi tekkelerini kurmuştur. Ahilik Anadolu'ya Türklerin göç etmeye başlaması üzerine, esnaf, zanaatçı ve çiftçilerin hemen hemen bütün üretim kollarını içine alan sosyal ve ekonomik bir örgüttür.Ahiler 7. yüzyılda Anadolu'da sendikacılık ve tüketici haklarını dünyada ilk olarak başlatmışlardır. Bunlar müslüman nüfusun yaşadığı her yerde bir araya gelerek ahilik kurumlarını oluşturmuşlardır. Bu kurumların başındaki insanlara ''Ahi Şeyhi'' veya ''Ahi Baba'' denilirdi. Ahilerde bir çırak ya da yamak usta olacağı zaman iki Ahi Ustası çırağı ya da yamağı Ahi Şeyhi'ne tanıtırlar, çırağın artık çıraklıktan çıktığını artık usta olabileceğine tanıklık ederler. Ustalığını gösteren, işinin örneklerini meydanda sergilenirdi. Bu arada tören düzenlenir; ustalığa geçen çırağa, bir çeşit önlük takılırdı, bu törene ''şed kuşanma'' ya da ''şed çekme'' denilirdi. Osmanlı Sultanları, sultan oldukları zaman imparatorluğun ilk zamanlarında şed kuşanırdı; sonraları bu tören kılıç kuşanmaları şekline dönüşmüştür. Sultanların şed kuşanma töreninin kökeni ilk sultan Osman Bey kendisi de Ahi olan Şeyh Edebali'nin kızını istemişti. Edebali'de kızını Osman Bey'e Ahi olması şartıyla vermişti, böylece Osman Bey'de şed kuşanmıştır. Zamanla ahiliğin etkisini yitirmesiyle, ''lonca'' şeklindeki işçi örgütlerine dönüşmüştür. Bütün nüfusu böylesine kapsayan bu teşkilatın hem dinsel hem de ekonomik bir özelliği vardır. Özellikle Selçuklular döneminde ve 14, 15 ve 16. yüzyılda Ahi diye adlandırılan 17. yüzyıldan sonrada ekonomik yanları ağır basan Lonca'lar da sıkı bir disiplin hakimdir. Her örgüt ayrıca, kendi içinde görev bölümü yapmaktadır, Ahi Şeyhi, ihtiyarlar heyeti, kethüda ve yiğitbaşları bulunmaktadır. Bütün çalışan zümrelerin böylesine disiplinli şekilde örgütlenmiş olması, hem üretim düzenini sağlamakta hem de devletin örgütler aracılığı ile ekonomiyi denetlemesini mümkün kılmaktadır. Bütün bunlar Kırşehir'in o sırada ne kadar zengin bir kültür merkezi olduğunun göstergesidir. İlhanlılar'ın çöküntüsü ile başlayan karışık devrede Kırşehir'in genel yapı ve şehrin durumunu tahmin ve takip etmek güçtür. Bununla beraber şehrin daha bir süre gelişmeye devam ettiği ve hiç değilse Anadolu içinde sürüp giden kargaşadan belirli bir süre etkilenmediği söylenebilir.

Osmanlılar Döneminde Kırşehir
Osmanlıların daha Orhan Gazi zamanında 14. yüzyıl ortalarında Ankara'yı aldıktan sonra Kırşehir'e yönelmiş fakat Rumeli'deki uğraşları nedeniyle tam anlamıyla Kırşehir'i hakimiyetleri altına alamamışlardır; 1398 yılında Kırşehir buranın Karatatar Reisi Mürvet Bey tarafından ele geçilirek Osmanlıların Anadolu'daki rakibi olan Kadı Burhanettin'e teslim edilmiştir. Ancak Kadı Burhanettin, Akkoyunluların lideri Kara Yörük Osman tarafından öldürülünce, Kadı'nın maiyetindekiler Beyazıt'ı davet ederek şehri Osmanlılar'a teslim etmiştir. Osmanlı hakimiyeti de uzun sürmeyecektir; Timur Kırşehir'i 1402 yılında ele geçirilecektir. Ankara Savaşı'ndan sonra Timur Kırşehir'i, kendisine yardımda bulunan Karamanlılara vermiştir. 1406 senesinde Karamanoğlu Mehmet Bey ve Çelebi Mehmet ile Kırşehir'de Cemele Kalesinde buluşarak kardeşi Çelebi Süleyman meselesini ve arazi işlerini görüşmüşlerdir. Osmanlı Devleti'nin bu zayıf zamanında Kırşehir'in zaman zaman Karamanlılar ve Dulkadiroğulları tarafından saldırıya yağma edildiği, eski parlaklığını, bu suretle derece derece kaybettiği anlaşılıyor. İstanbul'un alınmasından sonra Fatih Sultan Mehmet Han Karamanoğulları'nı ortadan kaldırmıştır, Dulkadiroğulları Beyliğine ise Yavuz Sultan Selim son vermiştir. Osmanlı Hakimiyeti kesin olarak kurulduktan sonra Kırşehir'de sukünet hakim olmuş ve kayda değer bir olay yaşanmamıştır. Katip Çelebi Kırşehir'den havası güzel bir şehir olarak bahseder ve Kırşehir'in üzerinde bir kalesi olduğunu belirtir. 2. Mahmut Döneminde, Mısır Valisi Mehmet Ali Paşa'nın hükümete karşı ayaklanması sırasında oğlu İbrahim Paşanın ordusu ile birlikte Kırşehir'e uğradığı ve halktan yiyecek istediği belirtilmektedir.Kırşehir 1874 yılında büyük bir kıtlıkla karşılaşmıştır. Kırşehir'den gönderilen ve İstanbul'da Basiret Gazetesinde 15 Mayıs 1874 yılında yayınlanan bir mektupta kıtlıktan söz edilmekte, köylünün açlıktan kırıldığı; ağaç kabuğu ve ayrık otu yediği yediği yazılmaktadır.

Milli Mücadele ve Kurtuluş Savaşı Yıllarında Kırşehir
Milli Mücadeledeyi, Birinci Dünya Savaşı'ndan kesin çizgilerle ayırmaya olanak yoktur. Bir bakıma, birbirinin devamı ve sonucudur. Mücadelenin askeri ve siyasi gidişinde Dünya Savaşının bütün ağırlığı hissedilir. Gerçek anlamıyla istiklalini kaybetmiş bulunan Türk Milletinin topyekün bir kurtuluş savaşına atılmasını, Osmanlı Devleti'nin, Dünya Savaşı'na girmesi mümkün kılmıştır. Fakat aynı neden Kurtuluş Savaşı'nın maddi koşullarını ağırlaştırmıştır. Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra ülkemiz, yer yer işgal edildi, bu sebeble bütün memlekette olduğu gibi Kırşehir'de genel bir huzursuzluk vardı. Memleketimizin Kurtuluş Savaşı günlerinde milli mücadele ruhu Kırşehir'de de kendini göstermiştir, Kırşehir toprakları fiilen işgal edilemese bile, Kırşehir vatanın kurtarılması için üzerine düşen görevi fazlasıyla yapmıştır. Kırşehir'de de Müdafayı Hukuk Cemiyeti kuruldu. Kurucular: Başkan Müftü Halil Gürbüz, Ömer Aydın, Mehmet Ağa, Hayrullah Efendi, Hacı Nafi ve Haydar Efendi'dir. Ayrıca 1918 yılında Kırşehir'li gençlerde biraraya gelerek Kırşehir Gençler Derneğini kurmuşlardır. Kurucular: Mustafa Hilmi Nural, Tüccar Mehmet Fevzi Saçak, Öğretmen Tayyip, Orman Memuru Katırcıoğlu Ahmet Bey, Cevat Hakkı, Ömer Aydın, Veznedar Sıtkı Doğu'dur. Askerlik Şubesine vatanı kurtarmak arzusuyla binlerce Kırşehir'li gönüllü asker olmak için başvuruda bulunmuştur. Savaşın başından sonuna kadar Kırşehir halkı Kurtuluş Savaşı'na tüm güçleriyle katılmış ve milli mücadeleye büyük destek vermişlerdir. . Bu savaşta Kırşehir'den 210 şehit, Mucur'dan 75 şehit ve diğer ilçelerden 85 şehit olmak üzere toplam 370 şehit olduğu resmi kayıtlara geçmiştir.

10.12.10

Kırşehir Belediyesi Yeni Logosu

Kırşehir Belediyesi’ni temsil edecek yeni logonun belirlenmesi amacıyla Basın Yayın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğü tarafından bir süredir yürütülen tasarım çalışmaları sonucunda belirlenen ve 2 Aralık 2010 Perşembe günü yapılan Aralık ayı Belediye Meclis Toplantısı’nda oy birliğiyle kabul edilen Kırşehir Belediyesi’nin yeni logosu belli oldu.
Kırşehir Belediyesi Logo
Belediyeyi temsil edecek olan logoda Kırşehir’in en büyük kültür değerlerinden birisi ve dünyanın ilk uzay gözlemevi ve aynı zamanda Gökbilim Medresesi olan Cacabey Medresesi ve turuncu kuşak ile ay ve yıldız gibi figürlere yer verildi. Belediyenin yeni logo ile temsil edilmesi noktasında karara vardıklarını, bunun için bir süreden beri kapsamlı çalışmalar yürüttüklerini ifade eden belediye yetkilileri, çalışmalarının güzel bir sonuç verdiğini açıkladı. ’’Yeni logomuzda; kahverengi, turuncu ve lacivertten oluşan gelecek, kararlılık, güç ve kuvvet manalarına gelen 3 ana rengin yanı sıra, Kırşehir’e has olan ve göründüğü zaman akıllara Kırşehir’i getiren, aynı zamanda şehrin tarihi dokusunu gözler önüne seren Cacabey Camii kullanılmıştır. Cacabey Camii’nin yukarısında bulunan ay ve yıldız, milli duygulara seslenmektedir. Camiinin altında kullanılan turuncu bant ise astronomiyi ve güneşin doğuşunu sembolize ederek geleceğe vurgu yapmaktadır. Yazı karakteri olarak da, geleceği, kararlılığı, gücü ve güveni anlatan interstate kullanılarak Kırşehir Belediyesi ibaresi ile belediyenin kuruluş tarihi yer almaktadır. Ayrıca 2023 yılında ülkemizde yapılacak olan uzay yer istasyonunun TÜRKSAT tarafından ‘’Cacabey’’ olarak adlandırılacak olması da yeni logomuza ayrı bir değer ve önem katmaktadır denildi.

28.11.10

Kırşehir Vakası (Olayı)

1954 seçimlerinde; iktidardaki Demokrat Parti ile DP lideri Adnan Menderes’in rakibi olan Osman Bölükbaşı’nın Cumhuriyetçi Millet Partisi (CMP) arasında, Bölükbaşı’nın memleketi Kırşehir’de sıkı bir yarış yaşanır. Ama DP tüm gücünü ve olanaklarını seferber etmesine rağmen; Osman Bölükbaşı’nın küçük partisini Kırşehir’de geçemez. Türkiye genelinde DP yüzde 58, CMP yüzde 4.9 oy alır. Kırşehir’de ise CMP oyların yüzde 43.5'ini alarak birinci parti olur, o dönemin seçim sistemine göre ilde en çok oyu alan parti o ilin bütün milletvekillerini aldığı için; Kırşehir'in beş milletvekilinin tamamı CMP'lidir. Bunu bir türlü içine sindiremeyen DP iktidarı seçimlerin üzerinden iki ay bile geçmeden, 30 Haziran 1954’te 200 bin nüfuslu Kırşehir'i ilçe yaparak cezalandırmaya karar verir. ''Kırşehir vilayetinin kaldırılması ve Nevşehir adıyla yeni bir vilayet kurulması hakkındaki kanun'' 259 kabul ve 39 red oyuyla kabul edilir. 237 milletvekili oylamaya katılmaz. Kırşehir'in eski ilçeleri Avanos, Kozaklı, Mucur ve Hacıbektaş bir gün öncesine kadar Niğde'nin ilçesi ve yeni çıkarılan kanunla vilayet olan Nevşehir iline bağlanır. Kırşehir'in ilçelerinden Kaman Ankara'ya, Çiçekdağı ise Yozgat'a bağlanmıştır. Başbakan Menderes kararın siyasi nedenlerle alındığını saklamaz: ''Bu kanunun siyasi maksatlı olduğunu bir an için farz edelim. Kırşehir vilayetinin içtimai ve siyasi bünye itibarıyla bir anormallik göstermekte olduğunu da inkar etmek kabil değildir. Evet, biz açık konuşuruz."
Kırşehir Tekrar İl Oldu Haberi
Erken seçim kararı alınmış ve bu arada Osman Bölükbaşı ''Meclis'in manevi şahsiyetini tahkir ve tezyif'' etmekle suçlanıyor, dokunulmazlığı kaldırılıyor ve tutuklanıp cezaevine yollanıyordu. (Kırşehir’in yeniden il yapılması konusunda mecliste yapılan görüşmeler sırasında Nevşehir’e bağlanmış olan Kozaklı ve Hacıbektaş ilçelerinin yeniden Kırşehir’e bağlanmasını istemiş, bu konuşmaları sırasında özellikle Celal Bayar’a karşı çok ağır konuşmuş ve bazı milletvekilleri ile arasında bir takım itiş kalkışlar yaşanmıştır). Siyasi bir manevra ile Kırşehir’i ilçe yapan DP 12 Haziran 1957 de tekrar Kırşehir’i il yapıyordu.

Demokrat Parti, Kırşehir'in tekrar il yapılması için kanun tasarısı verir. Meclis'te görüşülen söz konusu kanun tasarısının gerekçesinde, Kırşehir'in tarihi, içtimai, kültürel, ekonomik ve coğrafi bakımlardan büyük önem taşıdığı, bu nedenlerle il merkezi haline getirilmesi gerektiği belirtilir. Olaylı oturumun ardından Kırşehir il olur, ama eski ilçelerinden olan Avanos, Kozaklı ve Hacıbektaş’ı Nevşehir'e kaptırmıştır. Kırşehir'i yeniden il yapmak iktidara beklediği puanı kazandırmaz, önceki seçimde Kırşehir’de yüzde 43.5 oy alan CMP, bu kez yüzde 63 oy alıp dört milletvekilliğinin hepsini kazanır. Kırşehir'liler bu yapılanlara karşı cevabı aynı yıl Ekim ayında Osman Bölükbaşı'nı Kırşehir’den yeniden milletvekili seçerek verirler.

Kırşehir Vakası (Kırşehir Olayı)
2 Temmuz 1957 tarihli Son Havadis gazetesi’nden bazı alıntılarda: (Bu tarihte Ankara’dan atanan yeni Vali göreve başlamak için Kırşehir’e geliyor, bunun için şehirde törenler düzenleniyor. Bu törenlere dokunulmazlığı kaldırılmış ancak henüz tutuklanmamış Bölükbaşı ve başta İçişleri Bakanı Namık Gedik olmak üzere bazı Demokrat Parti kurmayları katılıyor. Namık Gedik 3 sene önce Kırşehir’in ilçe yapılamasına ve şimdi de il yapılmasına aynı imzayı atmış bakandır. ''Kalabalık arasındaki bir köylü de muhabirimize ''Kırşehir il olurken milletvekilimiz Bölükbaşı’nın dokunulmazlığı kaldırılmamış olmasını ve aramızda bulunmasını isterdik. Gelin alayı giderken, birinin gelip güveyi bıçaklamasına benzedi bu iş'' dedi. Bölükbaşının etrafına halkın birikmesi emniyet müdürünün eline geçmiş bir fırsattı. Bölükbaşı'nın kollarına girmiş, iterek otomobile binmesini istiyordu. Bunun üzerine Bölükbaşı'dan halkın gazabı üstünüze şimşekler gibi yağacaktır karşılığını aldı. Bölükbaşı'nın bu sözlerini işiten halk; bir anda Emniyet Müdürü'nün üzerine yürüdü ve arbede yaşandı. Emniyet Müdürü, "Ben de bu memleketin evlâdıyım" diyerek halkı sakinleştirmeye çalışıyordu. Bu üzücü olayı gören Osman Bölükbaşı olayın daha fazla büyümemesi için müdahalede bulundu ve halkı sakinleştirdi. Bölükbaşı halkın tezahüratları ile törenin yapılacağı stadyuma girerken, öteki temsilciler de kalabalık arasından yol bulmaya çalışıyorlardı. Stadyumda tören başlamadan önce halk Bölükbaşı'na sesleniyor ve alkışlıyordu. İçişleri bakanı Namık Gedik ise herhangi bir ilçenin il haline getirilmesi kutlanıyormuşcasına konuşuyordu. Kırşehir’in içinden genç bir vilayet çıktığından bahisle; Kırşehir 6-7 yıl içinde memleket çapında dağıtılımakta olan nimetlerden nasibini almış ve il olmuştur diyordu. Ardından Osman Bölükbaşı belediye binasına geçmiş; bağımsız belediye başkanı olan Fazıl Yalçın bulunamayınca Bölükbaşı şu satırları yazarak masasının üzerine bırakmıştır: ''Kırşehir’in şerefi şerefim, ıstırabı ıstırabım, bayramı bayramımdır. Vefalı bir evlat lazımsa ömrümce hizmete amadeyim''.  27 Mayıs darbesinin ardından kurulan Yassıada Mahkemesi'nde Kırşehir'in siyasi sebeplerle kaza haline getirilmesi, DP yöneticilerinin yargılanıp idama mahkum olduğu anayasayı ihlal davasındaki yedi suçlamadan biri olur. Menderes savunmasında Kırşehir'in ilçe yapılmasının büyük bir hata olduğunu söyleyecektir.

Osman Bölükbaşı

Osman Bölükbaşı
1913 yılında Kırşehir'in Hacıbektaş ilçesinde doğan (Hacıbektaş Kırşehir'in ilçesiydi, bknz Kırşehir Vakası) ve şüphesiz Türk Siyasetinin en renkli simalarından olan Osman Bölükbaşı, İstanbul Erkek Lisesinde eğitimi tamamladıktan sonra Fransa'da Nancy Üniversitesi Fen Fakültesi - Matematik Bölümü'nde öğrenim gördü. 1937 yılında mezun oldu. 1938'de Türkiye'ye dönen Bölükbaşı, önce Kandilli Rasathanesi'nde asistan, sonra Haydarpaşa Lisesi'nde öğretmen olarak görev yaptı.1946'da Kandilli Rasathanesi Dekanı tarafından ''ağzı iyi laf yapar'' diye Demokrat Parti'ye (DP) önerilen Bölükbaşı'nın siyasi yaşamı başlamış olur, parti genel müfettişliğine atanan Bölükbaşı, 1947'de Cumhuriyet Halk Partisi iktidarına karşı daha sert bir politika izlenmesini isteyen grupla birlikte DP'den ayrıldı. Bir yıl sonra Millet Partisi'nin (MP) kurucuları arasında yer aldı. İsmet İnönü ve Celal Bayar'a komplo düzenlemek iddiasıyla 1949'da tutuklanan Bölükbaşı, bir süre sonra serbest bırakıldı.1950 seçimlerinde Kırşehir'den MP'nin milletvekili olarak Meclis'e girdi. MP'nin, laikliğe aykırı davrandığı gerekçesiyle 1953'te kapatılması üzerine; bir grup eski MP'li ile Cumhuriyetçi Millet Partisi'ni (CMP) kurdu ve genel başkan oldu.1954'te yeniden Kırşehir ilinden milletvekili seçilince DP hükümeti, Kırşehir'i ilçe yaptı. Bu dönemde,  hükümete sert eleştiriler yönelten Bölükbaşı 1957'de TCK 159. maddesi kapsamındaki; ''Meclis'in manevi şahsiyetini tahkir ve tezyif'' suçunu işlemekle suçlandı. Dokunulmazlığı kaldırılan Bölükbaşı 2 Temmuz 1957'de tutuklandı. İtiraz üzerine 23 Temmuz'da tahliye edilen Bölükbaşı, yeniden tutuklanarak cezaevine kondu. Bölükbaşı, 149 gün tutukluluğun ardından 29 Kasım'da tahliye oldu. Kırşehir'in Haziran 1957'de il yapılmasından sonra ekimdeki seçimlerde Bölükbaşı ve CMP'li arkadaşları yine Meclis'e girdi. 1958'de DP'ye karşı güçbirliği oluşturmak için CMP'nin Türkiye Köylü Partisi ile birleşmesiyle kurulan Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi'nin (CKMP) Genel Başkanlığı'na getirilen Bölükbaşı, 1959'da 10 ay hapse mahkûm edildi. 27 Mayıs'tan sonra da Kurucu Meclis üyeliğine seçildi.1961 genel seçimlerinin ertesinde koalisyon hükümetlerine katılmayı reddeden Bölükbaşı, 1962 yılının haziran ayında CKMP, İsmet İnönü'nün kurduğu 2. koalisyon hükümetine katılınca 28 milletvekiliyle partiden ayrılarak 2. kez Millet Partisi'ni kurdu ve partinin genel başkanlığına getirildi. Bölükbaşı 1972'de genel başkanlıktan ayrılarak yerini eski Genelkurmay Başkanı Cemal Tural'a bıraktı. Bölükbaşı, 9 Eylül 1973'te de milletvekilliğinden istifa edip politikayı bıraktı. Bu dönemde de aslında siyasetten uzak dursa da bazı partilerin siyasi etkinliklerine katıldı. Bölükbaşı 6 Şubat 2002 tarihinde uzun süredir tedavi gördüğü hastanede vefat etti.


Osman Bölükbaşı renkli kişiliğiyle, nükteleriyle ve ender hitap sanatıyla şüphesiz Türk siyaset tarihinin en unutulmaz isimlerindendir. Dürüstlüğü ve açıksözlülüğü, hitabet gücü, nüktedanlığı, hazırcevaplığı, enerjik yapısı, heyecanlı mizacı ile halkın sevgisi kazanan Osman Bölükbaşı, Anadolu Fırtınası diye anılmıştır. Nüktesi ve işlek zekası, günümüzde de anlatılır. Bunlardan;
-Avusturya yaptığı gezisi sırasında bir gazetecinin; "Atalarınızın; Viyanada ne işi vardı" sorusuna "Haçlı seferlerine iade-i ziyaret" cevabını verir.
-1957 yılında milletvekili dokunulmazlığının kaldırılması hakkındaki görüşmelerde kürsüden kendisini savunan CMP lideri Osman Bölükbaşı'ya Demokrat Parti Konya milletvekili Murat Ali Ülgen "yalan söyleme, erkeksen doğru konuş" diye laf atar. Osman Bölükbaşı'nın cevabı: "Erkekliğimin zekatını versem sen de erkek olursun" şeklindedir.
-Ona çılgınca alkış tutanlar, Ona oy vermemişlerdir. Osman Bölükbaşı: ''Bu halk, meydanlarda dinler, sandıkta konuşur.'' demiştir.
-Sözünü sakınmazdı. Sekiz saat konuşarak rekor kırdığı mitinglerine gelenlere de fırça atmayı ihmal etmemiştir. Kayseri’de kendisini dinlemek için toplananlara: ''Ey, sapı uzun, tanesi kıt Kayserililer!'' cümlesiyle seslenerek: ''Meydanda veriminiz bol, burada aşka gelip beni alkışlıyorsunuz, sandık başına gidince ise şeytana sarılıyorsunuz.'' demiştir.
-1950 genel seçimlerinde Kırşehir'den Millet Partisi'nin tek milletvekili olarak TBMM'ye girmiştir. Birgün Mecliste bir merdivenin altında dururken yanından geçen bir milletvekili sormuş : "Ne yapıyorsun Bölükbaşı" deyince,
O da, "Grup Toplantısı yapıyorum" demiştir.
-Türkiye siyasetinin iki önemli rakibi; Osman Bölükbaşı ile İsmet İnönü, aynı uçakta yolculuk ederlerken İnönü'nün torunu Özden Toker 6 yaşındadır ve dedesine elindeki parayı göstererek sorar: "Bunu aşağı atsam fakirler sevinir mi dede"? İsmet Paşa’dan önce Bölükbaşı: "Parayı atsan, bulan biri sevinir. Dedeni at ki bütün millet sevinsin," der.
-Kızı Hürriyet doğduğunda hapishanededir Bölükbaşı; Koğuştaki arkadaşlarına bu haberi verirken: "Hürriyet dünyaya geldi, İnşallah Türkiye’ye de gelir"! demiştir.
-1957’de milletvekili seçildiğini hapishanedeki radyodan öğrenmiş. Pijamayla ayağa fırlayıp koğuştakilerin huzurunda milletvekili yemini etmiştir.
-Siyasi hayatımda beni en çok üzen, ne zaman mecliste konuşmaya başlasam İsmet Paşa'nın kulaklığını çıkarıp masaya koymasıydı demiştir.
-Zengini hayırsız evlat, memuru süslü avrat, politikacıyı kör inat batırır derdi. O yüzden politikada inat etmedi. 1973’te birbirlerini karşılıklı sevdikleri ''Ulusuyla evlenemeden'' siyasetten çekilirken şöyle demiştir: "Yüzünde göz izi yok sanarak siyaset denilen Leyla’ya gönül verdim. Sonradan anladım ki, benden önce 40 bin kişinin nikâhından geçmiş".
-Düzce’de yaptığı bir konuşma tam 8 Saat 35 dakika sürmüş. Bir kamyoncunun Düzce'den çıkarak yükünü, İstanbul'a boşaltıp geri dönmesi boyunca konuşan siyasetçiye; Kamyoncu hayretle şu ifadeleri kullanıyor:
"Beyim bu nasıl iştir! Sabah buradan kereste yükledim, konuşuyordun. Yükümü İstanbul'a boşaltıp geldim, halen konuşuyorsun".
-Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde kürsüde konuşurken, Demokrat Parti milletvekili Hüseyin Balık'a, oturduğu yerden sürekli sataşıp, kendisine laf atınca dayanamayıp, "oynama balık, yutarım seni" demiştir.
-12 mart 1971 tarihinde, komutanlar muhtıra verince, Süleyman Demirel Başbakanlık'tan istifa etmiş ardından, CHP Genel Sekreteri Bülent Ecevit "bu hareket, bana karşı" diyerek, görevinden ayrılmıştır. Bu gelişmeler üzerine Bölükbaşı: "Azrail Adalet Partisi'ne girdi ama, cenaze CHP'den çıktı." yorumuyla konuyu özetlemiştir.
-Eğitim cehaleti alır, eşeklik baki kalır demiştir.
-Türk siyasetçilerinden bahsederken ''Bunların en namuslusu genelevden emeklidir.'' demiştir.
-Kendisi anlatıyor 1947 yılında Millet Partisi'ni kurarken, Mareşal Fevzi Çakmak'ın selâmı ile, Atatürk'ün eski silah arkadaşlarından Rauf Orbay'ı ziyarete gittim. Orbay'ı, partimize davet ediyorduk. Rauf Bey, ziyaretimin sebebini öğrenince, şunları söyledi: "Mareşal'in emrinde bir nefer olmak, benim için şereftir. Ama ben, bir defa siyasete girdim, namusumu güç kurtardım. Bir daha girmem."
-Adnan Bey'i (Menderes), gerekli zamanda uyarmayan, ona sadece kulluk eden milletvekilleri astırdı. Milletvekillerinin, liderlerin dostu olması, köle gibi hareket etmemesi gerekir.
-CKMP, Türkeş'le ordu karargâhına döndü, 1962 yılında CKMP'den istifa ettim. Daha sonra, eski göz ağrımız Millet Partisi'ni yeniden kurduk. 1965 yılında, Sayın Alparslan Türkeş ve silah arkadaşlarının CKMP'ye girdiğini işittim. Bu durum karşısında, fikrimi soranlara şöyle söyledim: "Yahu, bizim eski parti, ordu karargâhına döndü. Çizme gıcırtısından, kılıç şakırtısından oraya girilmiyor."
-1975'te, Senato seçimleri sırasında, AP'den adaylık teklifi geldi. "İstersen partiye gir, istersen bağımsız aday ol." dediler. Kendilerine teşekkür ettim ve şu cevabı verdim: "Halkın, gönlünde bayrak gibi direğe çektiği insanlar, başkasının koltuğu altına giremez."
-Sayın Prof. Dr. Bedri Gürsoy, 1974'te Maliye Bakanı olmuştu. Kendisiyle Anadolu Kulübü'nde karşılaştık. Bana, ayaküstü, bir kamu kuruluşunda yönetim kurulu başkanlığı teklif etti. Hoca'ya teşekkür edip, şunları söyledim: "Bölükbaşı, hayat defterini, yönetim kurulu başkanı olarak kapatmaz." Çoğu insan, siyaseti makam ve mevki için yapar. Benim, o işlerde hiç gözüm olmadı. Çünkü, imânım padişahtır. Ben de onun veziriyim. Bundan büyük rütbe olur mu?
-1977 yılı Aralık ayında, Adalet Partili 11 milletvekili, bakanlık uğruna CHP'ye geçti. Ardından, bir gensoru önergesi ile Demirel Hükümeti düşürüldü. Bu olaydan hemen sonra, Süleyman Bey'e "geçmiş olsun" ziyaretinde bulundum. Kendisine, şunları söyledim: "Süleyman Bey, üzülme. Benim bağrım, Karacaahmet Mezarlığı'na döndü. Senin bağrındaki ise, daha köy mezarlığı."
-12 Eylül sonrası kurulan partiler için değerlendirme yapmasını isteyenlere: "ANAP, bulunmuş eşya deposu gibi. Bilirsiniz, tramvaylarda, otobüslerde bulunan her çeşit eşya, bir ambarda depolanır. Bunların içinde, ayakkabılar, şapkalar, cüzdanlar ve aklınıza ne gelirse herşey vardır. Ayrıca bunların, birbiriyle bağdaşacak hiçbir yanı yoktur. Tesadüfen biraraya gelmişler, dağılacaklardır. MDP (Milliyetçi Demokrasi Partisi) ise, bir deprem çadırı gibidir. Tehlikeli depremlerde, insanlar dışarıya çadır kurar ve tehlike geçinceye kadar bu çadırın altında kalırlar. Tehlike geçince, herkes evine döner. İşte MDP'nin âkıbeti de böyle olmuştur." Şimdi bir başka siyasi ile ilgili değerlendirmemi yapıyorum. årif olan anlar: Şeytan öldü, evliyâ oldu.
-"Tansu Çiller'i nasıl buluyorsunuz?" diyorlar. O da onlara şunu söylüyor: "Ağam bir hâtun aldı, belâyı satın aldı." Sayın Erbakan, Refah-Yol Hükümeti'nin Başkanlığı sırasında kendisi hiç konuşmadı. Sahneye hep, yardımcılarını çıkardı. Memleket, çok sıkıntılı bir döneme girdi. Bunlar, geçmişten ders almadı. 27 Mayıs da, böyle gelmişti.  Biliyorsunuz, ben bu milleti severim. Bilirim ki, bu millet de beni sever. İkimizin bu hali, birbirini sevip de, evlenemeyen oğlanla kızın kaderine benziyor.
-Ses sanatçısı Behiye Hanım'la (Aksoy) ilgili hakkımda spekülasyonlar olmuştu. Son zamanlarda, yine ne düşündüğünü soruyorlar. Onlara cevabı şöyle oluyor: Hasan Dağı çatal matal, Her yiğidin gönlünde Bir aslan yatar.
-Bende saç ağarmış, gönül tüter mi, Kül olmuş sinemde çiğdem biter mi, Viran yerde ahu bülbül öteri mi, Geçelim güzelim gel bu sevdadan. Osman Bölükbaşı 'nın yazdığı; Behiye Aksoy’a adandığı söylenen, bestelenip plak olan, yukarıda ilk dörtlüğü verilen şiir Bölükbaşı ile eşinin arasını açmıştır. Bölükbaşı; eli elime değmedi ama lafı anamı belledi! demiştir
-Bölükbaşı Beşevler'de oturmuştur. Avdan dönüşte mutfaktaki kadınlardan "Kocalarını milletvekili yapayım diye, bunlar bizim hanımın dizinin dibinden ayrılmıyorlar. Ama milletvekili yaptıklarım da beni terk ediyorlar" diye bahseder.
-Her şeye, herkese, hatta kendine bile! muhalif olan Bölükbaşı'nın eleştirilerinden herkes payını almıştır. 1965 yılında TRT'ye de yönelerek kuruma ''Tırt'' ismini takar ve kendi lakabı da Tırt Osman'a çıkar.
-Ülkemizdeki iş adamlarını da eleştirir: "Ah benim aslan görünüşlü, tavşan yürekli büyük sermayem" diyerek.
-Yeni nesil politikacılar için de "Siyasetin asfalt yollarında gidiyorlar, biz taşlı yollarda yürüdük'' demiştir.

-Osman Bölükbaşı 1946 yılında, doğup büyüdüğü Kırşehir'de bir mitingde konuşuyordu. Onu dinleyen coşkulu kalabalık arasında babası Hacı Ahmet Ağa da vardı. Kürsüdeki Bölükbaşı, öylesine değişik bir üslüp kullanıyor, o güne kadar hiç söylenmemiş sözler sarfediyordu ki; bir köylü, aşka gelip;
"Hey... Seni doğuran ana cennete gitsin!" diye bağırdı.
Hacı Ahmet Ağa, bu sözleri söyleyen köylünün yanıbaşındaydı. Dayanamadı;

"Keramet yalnız anasında mı, babasının hiç mi hissesi yok?"
Osman Bölükbaşı Hayatını Anlatan Bir Kitap
-Osman Bölükbaşı, siyaset sahnesinden rüzgâr gibi geçti. 1972 yılında MP Büyük Kongresi sırasında, "Artık enerjim tükendi. Gemi aslanı gibi lider olmak istemiyorum. Ama, beni peşinen ölüme mahkum etmek istiyorsanız, yine genel başkan seçin." diyordu. Bölükbaşı, büyük bir hayalkırıklığı içindeydi. Kimin elinden tutmuşsa, onun ihanetiyle karşılaşmıştı. 1950'de, MP'den tek başına milletvekili oldu. 1954 ve 1957 seçimlerinde kendisiyle birlikte, parlamentoya yeni isimler taşıdı. 1961, 1965 ve 1969 seçimlerinde de Bölükbaşı'nın sayesinde parlamentoya giren milletvekilleri oldu. Ama, seçilenlerin çoğu, parti değiştiriyordu. MP lideri, bir tedbir olsun diye, 1969 seçimlerine giren adaylardan, istifa etmeyeceklerine dair noter taahhütnamesi alıyordu. Fakat, seçimlerden sonra bu taahhütnameler unutuldu. Bazı milletvekilleri, MP'yi terketti. Bölükbaşı da, o taahhütnameleri dosyalarından çıkarıp, kamuoyuna açıkladı. Bunun, hukuku bir yaptırımı yoktu. Ancak, söz konusu taahhütnameler karşısında, kamuoyu çok duyarlı olmuştu. Tüm bu olaylar, Bölükbaşı'nı siyasetten soğutmuştu. Artık, Leyla'sına elveda demek istiyordu. 14 Ekim 1973'de yapılacak seçimleri dahi beklemeden, 9 Eylül 1973 günü hem partisinden, hem de milletvekilliğinden istifa etti. Artık, "Anadolu Fırtınası" dinmişti. Osman Bölükbaşı, o gün bugün şunları mırıldanır: Kulluk, ağır geldi dünyada kula, Hürriyet aşkı ile düştük bir yola, Sonunda leylâmız gitti bir pula, Bize inkisârı (kırgınlık), hicrânı (keder) kaldı. Bölükbaşı'ndan Veciz Sözler Ben iki şeye şaşarım: Yedi devirde kavga ettim, beni nasıl yaşattılar; siyasete girdiğim gibi çıktım, bu nasıl oldu? Ben, yüreğimde kılıç yarası taşıyorum. Öteki yaralar zaman içinde geçer ama, kılıç yarasını geçiremezsiniz. Ömrümüz, hayretle geçti..


27.11.10

26.11.10

Abdülkadir (Cemil) Meriçboyu

Abdülkadir (Cemil) Meriçboyu
Bir Kayısı Ağacı


Ben bir kayısı ağacıyım 
Kırşehir'in Dinekbağı'ndan. 
Küçücük bir ev önünde yaşarım yapyalnız. 
Yılda bir çiçek açar, 
yılda bir kayısı veririm, 
avuç içi kadar. 
Yaz olur, 
bir kadın silkeler dallarımı, 
bir çocuk yerde bağırır,güler, 
bense hoşnut olurum. 
Hem zaten benim 
ne söğütler gibi nezaketim vardır, 
ne kavaklar gibi gururum. 
Ben bir kayısı ağacıyım 
Kırşehir'in Dinekbağı'ndan. 
Dinekbağı'nda üç insan severim, 
bir çocuk, 
bir genç kadın, 
bir genç adam, 
benim kadar sessiz sedasız, 
benim kadar halim selim. 
En güzel ay nisan ayı, 
toprak yumuşak yumuşak, 
en güzel ay nisan ayı. 
Yağmur yağdı,çiçek açtı, 
bir hoş oldu içerim, 
en güzel ay nisan ayı. 
Kavaklar uzakta upuzun, 
bir sağa,bir sola, 
başı döner kavakların. 
Ben bir kayısı ağacı, 
başımda çiçeklerim. 
Ben bir kayısı ağacı, 
üç insan severim: 
bir çocuk, 
bir genç kadın, 
bir genç adam. 
Çocuğun adı Ahmet, 
kadının adı Fatma, 
adamın adı İbrahim. 
Ahmet küçük ve sarı, 
Fatma tombul ve beyaz, 
İbrahim uzun ve narin. 
Bir tek toprak odaları var üçünün, 
toprak odanın bir tek penceresi. 
Ben bir kayısı ağacı, 
bazan eğilir bakarım odaya, 
yerde bir eski yatakla yorgan görürüm, 
duvarda bir eski kırık ayna, 
yerde bir eski kilim, 
bir eski hasır. 
Bir kayısı ağacı, 
bazan eğilir bakar odaya, 
çiçeklerinden utanır. 
Dün gece gaz yakamadılar, 
ayışığında gördüm üçünü. 
üçünün suratı asık. 
Önce oturup 
zeytin ekmek,taze soğan yediler, 
sonra baktılar birbirlerinin gözüne, 
sonra esnediler. 
Gökyüzü bembeyazdı. 
Gökyüzü çiçeklerimin renginde. 
Gökyüzünde kavaklar. 
Fatma uzandı İbrahim'in yanına, 
sağa döndü. 
Tombul,beyaz yüzü pencerede, 
gözleri açık durdu sabaha kadar. 
Çiçeği en önce kayısı döker. 
Ben bir kayısı ağacıyım, 
döküyorum çiçeklerimi. 
Yer beyaz beyaz, 
başım yeşil yeşil, 
kayısılarım memede. 
Haziran gelecek, 
güneş yakacaktır tepemi, 
kayısılarım balla,şekerle dolacak. 
Ben bir kayısı ağacıyım, 
haziran gelecek, 
avuç içi kadar kayısılarım 
Ahmet'in ekmeğine katık olacak. 
Ben bir kayısı ağacıyım. 
Kötü bir düşüncedir almış beni. 
Geçti bağları budama zamanı,dedim, 
dedim,çarşıda dört döner ibrahim, 
dedim ekmek parası, 
zeytin parası, 
gaz parası. 
Dedim, insanlar 
neden yaşatılmıyor 
ağaçlar kadar olsun. 
Ben bir kayısı ağacı. 
Fatma'nın,İbrahim'in,Ahmet'in 
yumurtası,şekeri,eti. 
Gittikçe artmakta kederim. 
Günlerden pazartesi. 
Gene geldi,elinde çanta,o şişman adam. 
Şişman adam bir düşman gibi beni seyreder, 
ben şişman adamı bir düşman gibi seyrederim. 
Durmuş İbrahim kapıda, 
yüzü dalgın ve sinirli, 
bakıyor eli çantalı şişman adama. 
Şişman adam uzattı gövdeme elini, 
pencereden korkmuş kuzular gibi baktı Ahmet, 
büktü boynunu kuzular gibi. 
Ben bir kayısı ağacı . 
Gövdemde sarı kağıt. 
Yol parasını verememiş İbrahim, 
verilmiş haciz kararı. 
Yapmayın, dedim. 
yılda bir çiçek açarım,dedim. 
Etmeyin,dedim. 
ekmeğe katık oluyor kayısılarım,dedim. 
Bir öğle vakti baktım, 
kavaklar uzakta upuzun, 
bir sağa,bir sola. 
Ben kışlık odun, 
altı lira 


1947, Kırşehir

Dadaloğlu

Toroslardan zorla çıkartılıp Orta Anadolu'da iskana tabi tutulan göçer Türkmen aşiretleri, oba oba yollara düşmüşlerdir. Aşağıdaki şiirde de belirtildiği gibi, Türkmenlerin başlıca sığınacağı yer yine Kırşehir yöresidir.
Şiirde geçen 'cebel' kelimesini Ozan Dadaloğlu hakkında araştırma yapan bir çok yazar 'Gavurdağları üzerinde bir yerleşim alanı" diye açıklamışlardır. Ahmet Z. Özdemir 'Avşarlar ve Dadaloğlu' adlı eserinde gerçekçi bir yaklaşımla bu görüşün yanlış olduğunu, Arapçada olduğu gibi, burada 'cebel' isminin dağ anlamına kullanıldığını belirtmiştir.

Dadaloğlu Heykeli - Kırşehir
Şiirin tamamına bakacak olursak; Akdağ, Bozok, Yozgat, Kırşehir, Köpekli Dağ, Şalgösteren, Niğde, Bor, Kayseri, Erciyes, Kaman, gibi İç Anadolu kentleri ile yine bu yöre dağlarının adları geçmektedir. Dadaloğlu'nun Cebel dediği yer de Kırşehir ilinin kuzeybatısındaki ünlü Kervansaray dağlarıdır. Kırşehir'den itibaren Çoğun yol ayrımına kadar olan düzlük, oldukça verimli olup çayır, çimenliktir. Buralar geniş kavaklıklarla söğüt ağaçlarıyla, bağ ve bahçeleriyle yemyeşildir. Biraz ileride ise al yeşil bahçeleriyle Kaman görünmektedir. Diğer yanıbaşında Türkmenlerin bir kaç kez kırıma uğratıldığı ve sürgün edildiği ünlü Malya ovası vardır. Dadaloğlu da Kırşehir'in bir simgesi hâline gelen bu ünlü şiirini Türkmenlerin bir kolu Avşarların Uzunyayla'dan Keskin'e uzanan bölgeye yerleştirildikleri günlerde söylemiştir.

Çıktım yücesine seyran eyledim
Cebel önü çayır çimen görünür
Bir firkat geldi de coştum ağladım
Al yeşil bahçeli Kaman görünür

Şaştım hey Allah'ım bu işe şaştım
Dolandım Akdağ'ı Bozok'a düştüm
Yozgat'ın üstünde bir ateş seçtim
Yanar oylum oylum duman görünür

Biter Kırşehir'in gülleri biter
Çağrışır dalında bülbüller öter
Ufacık güzeller hep yeni yeter
Güzelin kaşında keman görünür

Atladım da düştüm karşıki bağa
Vardı alnım değdi yeşil yaprağa
Bir nazar eyledim Köpekli Bağ'a
Üstte Şalgösteren boran görünür

Gönül arzuladı Niğde'yi Bor'u
Her daim artmakta yiğidin zarı
Çifte bedestenli koca Kayseri
Erciyes karşında yaman görünür

Dadaloğlu'm der ki zatından zatı
Çekin eyerleyin gökçe kır atı
Göçmek değil bizim ilin muradı
O yare gitmemiz güman görünür

Bugün nerede ise Kırşehir’in bir “milli türkü” sü haline gelen “Biter Kırşehir’in gülleri biter” parçası Kırşehir abdalları tarafından bu günlere taşınmış olup, aslı Dadaloğlu’na aittir.

Türkünün Sözleri
Biter Kırşehir'in gülleri biter efendim
Şakıyıp dalında bülbüller öter
Gülüm amman amman amman
Sebep amman amman amman
Birtanem aman
Aynam düştü yerlere
Karıştı gazellere
Tabiatım kurusun
Bakarım güzellere

Güzelleri çoktur hep yeni yeter efendim
Kaşının üstünde keman görünür
Gülüm aman aman
Gülüm amman amman amman
Sebep amman amman amman
Birtanem aman
Aynam düştü yerlere
Karıştı gazellere
Tabiatım kurusun
Bakarım güzellere

Gün be gün eylerim ah ile zarı efendim
Elimden aldırdım gül yüzlü yari
Gülüm amman amman amman
Sebep amman amman amman
Birtanem aman
Aynam düştü yerlere
Karıştı gazellere
Tabiatım kurusun
Bakarım güzellere

Arzum sende kaldı koca Kırşehir efendim
Kervansarayların duman görünür
Gülüm amman amman amman
Sebep amman amman amman
Birtanem aman
Aynam düştü yerlere
Karıştı gazellere
Tabiatım kurusun
Bakarım güzellere

Kır Değil Burası Gül Şehridir

Gül Şehri Kırşehir

Adına bakıp da aldanma yolcu kır değil burası gül şehridir,
Erenler diyarı pirler ocağı gönüllere dolan nur şehridir,
Kalesine çık da bir bak civara gözlerin takılır Ahi Evran'a,
Cacabey cağırır seni sağ yana önde Aşık Paşa dil şehridir,
Taptuk Emre'dendir tapusu şehrin Selçuklu'dan gelir yapısı,
Cacabey'den andaç camisi Ahi Evran Veli pir şehridir,
Gülleri sadece dalında sanma uzanıver şöyle bir yol sol yana,
Sarı çiçek boyun eğer bu yana kokusunda Yunus Kul şehridir,
Kaldır başını da bir bak ileri Mucur'a doğru Kayseri'den beri,
Burcu burcu gelir hünkarın yeli Hacı Bektaş Veli yol şehridir,
Bu eller Türk eli, Türkmen elidir burada ölüler dahi diridir,
Erenlerden fahrime himmet elidir görüp edep erkan-ı hal şehridir..

Kim yazmış bilinmez...

25.11.10

Kırşehir Fıkraları - Heykel Fıkrası

Neşet Ertaş
Kırşehir Belediyesi bir "Neşet Ertaş Heykeli" yaptırmış, meydana diktirmiş. hayatında Atatürk heykelinden başka heykel görmemiş olan bir köylü, Kırşehir'e pazara gelmiş. elinde sazıyla Neşet Ertaş Heykelini görünce:

-ey böyük atam diye sesini yükseltmiş.
-memleketi gavurlardan kurtardın, cumhuriyeti kurdun.
-hepimize bubalık ettin, emme saz çaldığını da hiç bilmiyodum.
-bi yaşıma daha girdim !

23.11.10

Kaman Kalehöyük Arkeoloji Müzesi ve Japon Bahçesi

kaman kalehoyuk arkeoloji muzesi genle gorunum
Kaman Kalehöyük Arkeoloji Müzesi Genel Görünüm
Kaman-Kalehöyük Arkeoloji Müzesi. Japon Hükümeti’nin karşılıksız kültürel hibe programıyla inşa edilen ve ‘En İyi Yeşil Müze’ ödülüne layık görülen Kaman-Kalehöyük Arkeoloji Müzesi, Türk-Japon dostluk ve işbirliğinin sembolü olarak kabul edilen arkeoloji müzesini, Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay ve Japon Prensi Takahito Mikasa açmıştır. 1500 m2 kapalı alana sahip müze; 830 m² açık ve 470 m² kapalı sergi salonları, kütüphane, sinevizyon köşesi, kafe, eserlerin inceleme- araştırma- fotoğraflama ve restorasyonuna imkân tanıyan laboratuar, eser depoları, idare odaları ve teknik (ısıtma iklimlendirme) bölümlerinden oluşmaktadır. Japon tasarımcı Hirufumi Nagakane’nin de katkılarıyla 5000 yıllık tarihi geçmişe ışık tutan ve Dr. Sachiro Omura Başkanlığında yürütülen Kalehöyük kazı çalışmalarından elde edilen bulgu ve bilgiler ışığında tamamlanarak faaliyete geçirilmiştir Kalehöyük, Kırşehir ili Kaman ilçesinin 3 km. doğusunda Kaman Kırşehir karayolunun hemen kenarında yer almaktadır. Höyük 280 m çapında 16 yüksekliğinde tipik bir Anadolu höyüğüdür. Höyükte dört yapı katı tespit edilmiştir. Kaman Kalehöyük kazılarını, Japonya Ortadoğu Kültür Merkezi Başkanı ve Kaman Kalehöyük Kazı Heyeti Şeref Başkanı Prens Takahito Mikasa 31 Mayıs 1986 günü başlatmıştır. Dr. Sachihiro Omura başkanlığındaki kazı halen devam etmektedir. Burada yapılan kazılar Kırşehir’in en erken yerleşim tarihine ışık tutmaktadır. En erken yerleşim, erken Bronz çağına tarihlendirilmektir.

Kaman Arkeoloji Müzesi Tarihi Eserler
Höyükte yapılan kazı çalışmalarında, İlk Tunç çağından başlayan ve Osmanlı dönemine kadar devam eden bir iskanın varlığı saptanmıştır. Bu saptama bize; burada yaşayan kültürlerin çevre ile etkileşimini, ilişkilerini ve sanat anlayışını vermektedir.

Kalehöyükte bu güne kadar saptanmış kültür katmanları şu şekilde özetlenebilir:
1.Kat: Osmanlı Dönemi (15-17 Yüzyıl)
2.Kat: Demir Çağı (M.Ö.12-4 Yüzyıl)
3.Kat: Orta ve Geç Bronz Çağı: (M.Ö. 20-12 Yüzyıl)
4.Kat: Erken Bronz Çağı: (M.Ö.23-20 Yüzyıl)

Kalehöyük’te M.Ö. II. binde gerçekleşen Asur Ticaret Kolonileri Çağı, Kaman Kalehöyük buluntularında kendini göstermektedir. Aynı zamanda eski ve geç Hitit, eski ve geç Frig evrelerine ait iskan da mevcuttur. Yapılan kazılarda ortaya çıkarılan sur duvarları, büyük taş bloklarının arasına moloz dolgu ile doldurularak yapılmış, üzerleri kerpiç ile inşa edilmiş yapılardır. Yine yapılarda ve yollarda moloz taş ve kerpiç kullanılmıştır. Kısmen tahrip olan Asur Ticaret Kolonileri dönemine ait tabakalar üzerinde araştırmalar devam etmektedir. Zaman içinde oluşan depremler ve meydana gelen yangınlar bazı katmanlara ulaşımı engellemiştir. Demir çağına ait taş döşemeli bir yol, o döneme ışık tutmaktadır. Erken dönemde çok odalı mimariler dikkat çekerken, geç dönemde tek odalı ve bodrumlu yapılar dikkat çekmektedir. Ayrıca, bu bölgede çok sayıda kabın bir arada bulunması dikkat çekicidir. Özellikle, Demir Çağı’na ait siyah renkte bir vazonun burada üretilmediği ve ticari amaçla buraya getirtildiği anlaşılmış, bu da ticaretin o zamandan beri varolduğunun bir kanıtı olarak karşımıza çıkmıştır.

Kaman Kalehöyük Arkeoloji Müzesi - Kırşehir
Höyüğün kuzey güney doğrultusunda uzanması sonucu, kuzey kısımlarda genelde küçük yapıların ve sur duvarlarının olduğu, güney kısımda ise daha büyük ve merkezi yapıların bulunduğu görülmektedir. Höyükte ortaya çıkarılan 3 katlı yapılar ve büyük taş depolar en zengin dönemlerin Asur Ticaret Kolonileri çağında ve eski Hitit de olduğunu göstermiştir. Her dönemde kullanılan çukurların ve tahıl depolamak için açılan çukurların, mimariyi olumsuz yönde etkilediği ve tahribata yol açtığı anlaşılmıştır. Kazı çalışmaları kuzey ve güney doğrultuda statigrafiyi tespit etmekle başlamış ve höyüğün topografik haritası çıkarılmıştır. Sonrasında Eski Hitit Çağı’na tarihlenen bir yapı açığa çıkarılmış ve bu yapının muazzam boyutlarda olması nedeniyle resmi amaçla yani idari merkez olarak kullanıldığı düşünülmüştür. Kazılar esnasında ortaya çıkarılan 5 adet yuvarlak yapının şehrin ihtiyacını karşılamaya yönelik büyük erzak depoları olduğu, ayrıca direk çukurlarının bulunduğu, bunların üzerinin çatıyla kaplandığı bilinmektedir. Kaman Kalehöyük’ten ele geçen buluntular günlük yaşam ile ilgili ipuçları vermektedir.
-Dokumacılıkta kullanılan, taş ve pişmiş topraktan yapılan ağırşak (ağırlık),
-Çeşitli amaçlarla kullanılan bronz deliciler,
-Farklı biçimlerde üretilmiş bronz, altın, gümüş takılar, iğne başları, kolye ve boncuk taneleri,
-Aşık kemikleri, kurşun figurin ve ok uçları,
-Bile taşı ve yüzükler,
-İnsan ve hayvan kemikleri,
-Hitit imparatorluk devrine ait mühür,
-Osmanlı çağına ait bronz bir plaka ortaya çıkarılmış,
-Ayrıca monocrome ve bezeli seramik parçaları bulunmuş ve bunları üreten seramik ocakları açığa çıkartılmıştır.
Yine kuzey ve güney cephelerde yapılan kazı çalışmalarında çok sayıda eski Tunç ve Demir çağına ait, hayvan kemikleri, pithoslar (büyük küp), çömlekler, testiler, işlenmiş kemik levhalar, diş taş kemik ve karbon örnekleri çıkarılmıştır. Bezemeli (çift renkli) yahut monocrome (tek renkli) seramikler, dinsel inanış hakkında bilgi verebilecek koroplastik (pişmiş toprak) eserler, dokumacılık ve savaşta kullanılan aletler Kırşehir Müzesi’nde sergilenmektedir. Kazı sezonu boyunca bulunan eselerin bakım ve temizliği konservatörler tarafından labaratuarlarda yapılmaktadır. Tümleme çalışmaları, tümlenen eserlerin çizimlerinin yapılması, fotoğraflarının çekilmesi ve tüm kazı alanının temizlenerek statigrafisi planı ve profili çıkarılmaktadır. Envanter de çıkarıldıktan sonra, kazı sezonu bitiminde, kazı alanının üzeri çatı ile kapatılmaktadır. Depoya kaldırılan eserler daha sonra sergilenmek üzere Kırşehir Müzesi’ne gönderilmektedir. Kalehöyükte yapılan kazı; gerek kültür varlıklarımızın tanıtılması, bilimsel olarak değerlendirilmesi, koruma altına alınması, gerekse sergileme açısından disiplinli bir program dahilinde sürdürülmektedir. Bulunduğu Kaman ilçesinin ve Çağırkan kasabasının sosyo –ekonomik yapısına olan etkisi ve bölge insanının da buna katılması takdirle karşılanacak bir gelişmedir. Kamanda bir caddeye Japon Prensi’nin adının verilmesi ve bölge halkının kazı ekibini benimsemesi ile uzun yıllar süren kazı çalışmaları, ayrıca orada kazı yapan işçilerin bilgi birikimi ve işlerine duyduğu saygı ile profesyonellikleri dikkat çekicidir. Profesyonelce yapılmış olan kazı çalışmaları ile arkeoloji enstitüsü, müze, depo ve kazı evi, Anadolu’da arkeolojik kazı yapan diğer tüm gruplar için bir model oluşturacaktır.

JAPON ANADOLU ARKEOLOJİ ENSTİTÜSÜ

japon anadolu arkeoloji enstitusu kaman kalehoyuk
Kırşehir Kaman Kalehöyük Arkeoloji Müzesi
30 Eylül 2005 tarihinde Kaman’da imzalanan Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Japonya Hükümeti arasında Kaman Kalehöyük Arkeoloji Müzesi’nin hibe yoluyla yapımına ilişkin nota ve görüşme tutanakları 25/05/2006 tarih ve 5509 sayılı kanunla kabul edilmiş, 03/06/2006 tarih ve 26187 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır. Enstitü, Kaman İlçesi, Çağırkan Beldesinde, Kalehöyük kazı evinin yanında bulunmaktadır. Enstitü’de; Araştırma Bölümü, Depo Bölümü ve Lojman bölümü olmak üzere 3 bölüm vardır.

Araştırma Bölümü; kazıyla ilgili çalışmalar ve diğer araştırmalar için çeşitli labaratuarlar, çalışma odaları, kütüphane, konferans salonu ve fotoğrafhaneyi içermektedir. Bu enstitünün çalışma amacı; arkeolojik kazı ve yüzey araştırmalarını yürütmek, kazı ve araştırmalardan elde edilen bilgileri ve eserleri incelemek ve yayınlanmasını sağlamaktır. Ayrıca bölge halkına; eski Anadolu tarihi hakkında bilgi aktararak, tarihi miraslarına sahip çıkmalarını sağlamak da Enstitünün en önemli amaçlarından biridir.

JAPON BAHÇESİ (MİKASANOMİYA ANI BAHÇESİ)

Kırşehir Kaman - Japon Bahçesi
Kaman İlçesi, Çağırkan Beldesi, Kalehöyük kazı evinin yanında bulunmaktadır. Japonya Ortadoğu Kültür Merkezi tarafından 1993 yılında, Altes Prensi Takahito Mikasa’nın Kalehöyük kazılarını başlatması anısına ve bölge halkına rekreasyon alanı yaratmak amacıyla yapılmıştır. Japon bahçesi, Japonya sınırları dışında bulunan en büyük botanik bahçedir ve her yıl giderek daha çok ziyaretçi çekmektedir.

Haftalık En Çok Okunanlar